Biyo Geleceğe Çağrı: OTTAN



Meyve kabukları, kahve posaları ve çimenler gibi organik atıkları yıllar süren ar-ge çalışmaları sonucunda sürdürülebilir üretim yöntemleriyle kaliteli, dayanıklı ve estetik malzemelere dönüştüren Ottan Studio’nun kurucusu Ayşe Yılmaz ile bu heyecan verici süreç üzerine sohbet ettik.


Dünyanın karşı karşıya olduğu çevre sorunlarının artık göz ardı edilemeyecek düzeye ulaşmasıyla, tekil tüketicilerden sektör devi firmalara herkes sürdürülebilirliği konuşmaya başladı. Senin çevresel sürdürülebilirliğe ilgin nasıl başladı?


Öncelikle içinde bulunduğumuz durumun benim için dehşet verici olduğunu paylaşmak isterim. Son dönemde yaşadığımız yangınlar, sel felaketleri gibi afetleri seyretmek ve bunların hızla artacağını bilmek… Geri dönüşü olmayan noktaya her geçen gün daha da yaklaşıyoruz ve hala büyük bir çoğunluk bunun bilincinde değil veya bu konuda yapabilecek bir şeyi olmadığını düşünüyor. Benim çevresel sürdürülebilirliğe ilgimin gezegenimizi korumak için en iyi bildiğim yolla yapabileceğim bir şeyler olduğuna inandığım ve bu bilinçle sorumluluk almayı kabul ettiğim zaman başladığını söyleyebilirim.

OTTAN Studio kurucusu Ayşe Yılmaz

Çevreye dair duyarlılığınla inşa ettiğin Ottan‘ın hikayesini anlatır mısın?

Elbette. Aslında burada duyarlılık kelimesinin anlamı çok büyük. Çünkü pozitif ve köklü bir değişimin yaşanması için duyarlı olmak şart. Ottan’ın hikayesi de tüketim konusuna karşı geliştirdiğim duyarlılıkla başlıyor. Üniversite yıllarımda, kişisel hayatımda, işlerimde ve projelerimde doğaya saygılı bir şekilde, tüketmeden nasıl üretirim sorusuyla baş başa kaldığım bir dönem olmuştu. Bu süreçte tüketimi sıfırlamanın mümkün olamayacağına ancak doğal kaynakları dengeli bir şekilde kullanarak büyük bir değişim yaratabileceğimiz sonucuna vardım. Yazıya dökünce kulağa oldukça basit gelen bu olguyu içselleştirmem ve bu konuda aksiyon almam neredeyse eş zamanlı olarak gerçekleşti. Tüm bu süreç kendi içsel yolculuğuma dayandığı için neticede bu anlayış yine oldukça basit ancak global problemlere çözüm getiren bir yöntem ve ürüne dönüştü. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, “Neden ağaçları kesiyoruz ki? Yaprakları, meyve kabuklarını veya kuruyemiş kabuklarını kullansak olmaz mı?” diye sordum ve ardından tasarladığım ürünleri üretmek için bu hammaddeleri kullanmayı denedim.



"Gezegenimiz alarm veriyor. İsteyerek ya da istemeyerek tüketim ve üretim alışkanlıklarımızı değiştireceğiz."




Son dönemde Ottan olarak biyo-materyal araştırmalarına odaklandığınızı görüyoruz. Biyo-materyal nedir ve hem Ottan hem de dünya için neden önemli?

Yolculuğumuzun başından beri biyomalzeme çalışmalarına odaklıyız aslında. Bu arada biyo-materyal çok geniş bir kavram olarak kullanılıyor ve aslında tanımı bizim şu an kastettiğimizden çok farklı. Ancak genelde biyomalzeme denince bu alanda akla biyoplastikler veya biyokompozitler geliyor. Biz biyokompozit çalışıyoruz ve dünya genelinde yetiştirilen ve işlenen ancak değerlendirilmeden bertaraf edilen kaynakları yeniden döngüye sokuyoruz. Biyomalzemelerle birlikte döngüsel ekonomi kavramının da önemine değinmek istiyorum. Günlük olarak kullandığımız malzemeler karbon salınımının %45’inden sorumlu ve döngüsel ekonomi haricinde başka hiçbir modelle karbon salınımlarını bu kadar fazla ve kolay bir şekilde düşüremiyoruz. Döngüsel ekonomi atığı azaltmayı, malzemeleri yeniden kullanarak verimliliği arttırmayı ve neticede var olan kaynakları mümkün olduğunca uzun bir süre kullanmayı amaçlıyor. İşte bizler ve dünya için bu gerçekten çok önemli.

Endüstri ürünleri tasarımı eğitimi almış bir tasarımcı olarak, ortaya çıkardığın sürdürülebilir malzemelerle tasarım yapmaktan, biyo-materyal üreticiliğine geçiş sürecinden bahseder misin?

Hayatta yapmaktan keyif aldığım pek çok şey var. Ottan bunların büyük kısmını birleştirdiğim bir yapı. Ottan tasarım, mühendislik, üretim, araştırma ve çevre gibi pek çok disiplini içinde barındırıyor. Bu sebeple gerçekten eğlenceli ve yapacak şeyler hiç bitmiyor. Yani önceleri hayatımı ürün tasarlayarak geçirmeyi düşlerken bir süre sonra bunun beni yeterince tatmin etmeyeceğini düşünmeye başladım ve bitkisel atıklarla harika görünen, bir o kadar da dayanıklı malzemeler üretmenin, ardından bunu sadece butik, sanatsal ölçekte değil yüz binlerce insanı etkileyecek global ve endüstriyel bir ölçekte gerçekleştirmenin yeterince zorlayıcı ve keyifli olabileceği sonucuna vardım. Sonrasında ise her şey kendiliğinden gelişmeye ve yapılanmaya başladı.