DİYALOG: Yonca Karakaş | Fotoğraf Sanatçısı


Home, Yonca Karakaş


Sıra dışı fotoğraf kurgularıyla sürreal bir dünya yaratan fotoğraf sanatçısı Yonca Karakaş ile çalışmaları üzerine sohbet ettik.


Yonca Karakaş kimdir?

2012’de Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım fakültesi, Fotoğraf ve Video Programı’ndan mezun oldum. 2014’de Y O N K A adlı kendi stüdyomu kurdum. Aynı yıl Pg Art Gallery’nin temsiline girdim. Yurt içi ve yurt dışında aralarında Akbank Sanat, Guy Hepner, İstanbul Modern gibi galerilerin de bulunduğu bir çok sergiye katıldım. İlk solo sergim olan Şey’lerin Anatomisi’ni 2017’de Pg Art Gallery’de yaptım. Yine Pg Art Gallery’de ikinci solo sergim olan ”Botanik Hospital”i sergiledik. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne başladım ve halen devam ediyorum.

Üretim sürecinde dijital ve analog tekniklerden nasıl yararlanıyorsun?

Bilinenin aksine dijital işler üreten biri değilim. İşlerimde kullandığım objeler, renkler, odağa aldığım konular gelecekçi bir spektrum taşıdığı için bu şekilde hissedilmesi çok normal. Oysa ben bir fotoğrafçıyım. Aklımda bir fikir ile bir stüdyoya girip orayı zihnimdeki taslağa uyarlıyorum. Önceden tasarladığım ve yaptırdığım objeleri oraya taşıyorum. (Eğer bir iş çekimi değilse) yine tasarladığım kıyafetleri bir terziye diktirip modele giydirerek, saçı makyajı da ben yapıyorum. Bir fotoğraf stüdyosunda aklınıza gelebilecek her şeye ben dokunuyorum. Sonra da Adobe programlarını kullanıp retouch yapıyorum.
Tabii ki retouch başında sonradan aklıma gelen ve yerleştirdiğim farklı obje ya da canlılar oluyor. çünkü üretim sürecim hiçbir zaman salt bir şekilde elimdeki taslağa bağlı olmuyor. Masa başından retouch aşamasına kadar her zaman fikirlerim değişiyor. Böyle olunca da bazı şeylerin eksik ya da olmadığı hissine kapılıyorum. Ama bu , fotoğraflarımda kullandığım her objenin dijital bir yerleştirme olduğu anlamına gelmiyor. Sosyal medya hesaplarımda sürekli olarak işlerimdeki obje-figür ya da canlıların gerçek olup olmadığı ile ilgili sorular alıyorum evet hepsi gerçek! Ama manipüle edilmiş bir gerçeklik söz konusu. Çekimlerimde kullandığım domuz başı, kurbağa, maymun, bukalemun, yılan, keçi başı, dev ıstakoz, at, tavşan ya da ağaçlara asılan kuzu kalpleri gerçekten orada ve kurguladığım o mekanın içerisinde. Bazılarını da beyaz bir fonda çekip sonrasında ise retouch la dilediğim hale getirebiliyorum. Yani aslında işlerim ve aramdaki tek araç bir fotoğraf makinesi.


Kompozisyonlarında kullandığın renk paletleri de oldukça dikkat çekici. Tercih ettiğin renk paleti, anlatmak istediğin hikayeye nasıl bir katkı sağlıyor?

Sahneyi önceden tasarlayıp, tüm renkleri seçip duvarı yada objeleri seçtiğim renklerle boyasam da, çekimden sonra sıkılıp renklerin çoğunu değiştiriyorum. Yani renklerin çoğu kurgulanmadan ,rasgele, bir anlam ifade etmeden öylesine çıkıyor. Ama rastgelenin içinde bir anlam olduğunu düşünerek ilerlersek varacağımız nokta uzun uzun yanıtlar olacaktır.

"Ürettiğim işler zemini tabiatıyla gerçek dışı gibi görünse de, belirli bir gerçeklikten referans alarak üretilmiş işler. Gerçek dışı dediğimiz ya da farklı bir gerçeklik dediğimiz her üretimde, içinde bulunduğumuz yeryüzünün referanslarını görürüz."





Kendi gerçekliğini yaratabilme gücüne sahip olmak tasarımcı kimliğine nasıl bir katkı sağlıyor?

Yeni bir gerçeklik - hiper gerçeklik ya da gerçek üstü denilen hiç bir kavramın Salt bir şekilde “yeniye” işaret ettiğini düşünmüyorum. Dil üzerinden örneklemek gerekirse eğer; Aslında yeni bir şey söylemiyoruz olması gerekeni anlatan bir cümleyi alıp , kelimelerinin yerlerini değiştiriyoruz gibi düşünebiliriz. Bu anlamda tasarımcı kimliğime değil ama Dil ile ilgili olan bağlantıma ya da Dil’e olan ilgime katkıda bulunduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Hakikat ve dil arasında mükemmel bir paralellik var. Aynı enlemde buluştuklarında değerli olacak ve görece doğrulara da ihtiyacımız kalmayacak. Üzerinde bulunduğumuz yeryüzünün tüm anlamlarından muaf bir şekilde, Gerçeklik için dilin yeniden kurgulanması gerekiyor sanki.

Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte sanal ve fiziksel dünyaların sınırlarının bulanıklaştığı bir dönemdeyiz. Yıllardır bu bulanık alanda çalışmalar üreten bir sanatçı olarak çalışmalarında yönelmek istediğin farklı alanlar var mı?

Bu bulanık alanda işler üreten biri olarak daha geleneksel bir yol izlemeyi istiyorum aslında. Yazdığım kısa hikayeleri kısa filmlere çevirmek istiyorum uzun süredir. Taslaklarım ve metinlerim hazır bu dönem buna yoğunlaşacağım galiba. Bir şekilde fotoğraflarım hareket kazanacak gibi.



İlham tazelemek için neler yaparsın? Bu alanda ya da farklı disiplinlerde çalışmalarını merakla takip ettiğin isimler kimler?

Ürettiğim işlerin bulunduğu zeminden yola çıkarsak eğer Muhtemelen bu soruya gerçeklikten uzak bir kaç sanatçıdan örnek vermem gerekiyor. Oysa aksine ben daha çok mevcut gerçeklikle olan bağlarımı güçlendiriyorum. Bilim, daha çok teorik fizik ve DNA’ yı konu edinen belgeseller izliyorum. Nedenini bilmiyorum ama aşırı rahatlıyorum. Kendimi güvende hissediyorum. Çünkü normal hayatlarımız ve yaşadığımız bu coğrafya çok fazla karmaşık ve duygu dolu. Sürekli bir şeylere anlam vermek için çaba sarfediyoruz. Bu çaba çok yorucu, üzücü ve çoğu zaman gerçekten katlanılması zor. Hepimiz bir şekilde rahatlamanın yolarını arıyoruz diğer türlü kollektif bir şekilde deliliğe övgüler sunabiliriz bence. Yine de isim vermem gerekirse eğer, yakın zamanda Crispr gen düzenleme çalışmalarıyla Nobel kimya ödülü alan Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna’yı örnek verebilirim. Cas9 Makaslama adı verilen bu teknoloji ile DNA'nın istenilen bölgesinde kesim yapabilmeyi ve oraya yeni bir ekleme yapmayı mümkün hale getiriyor. Böylece Dna’mızda var olan herhangi bir hastalıktan çok daha çabuk kurtulabiliyoruz. bu sadece tıp alanında değil tarım, hayvancılık, gıda, kimya, enerji ve çevre endüstrileri gibi çok geniş alanlarda da kullanılabiliyor. Tabii bu makaslama yöntemi yeni bir ekleme de yapabiliyor. Bu eklemeler sayesinde istenilen göz ve ten rengine sahip istenilen cinsiyet ve zekada çocuklarda üretilebilir. Yani olumlu taraflarının yanında böyle bir teknolojiye erişimi olacak belirli bir insan grubunu düşündüğümüzde Biyopolitika ve etik üzerine uzun uzun tartışılacak bir alandan da bahsediyoruz aslında.


Gelecek için heyecanlı mısın? Planlarında neler var?

Geçmişle olan tüm bağımız anılar üzerinden bizimle temas halinde. Çünkü sadece kendi kişisel deneyimlerimiz üzerinden geçmişle bağ kurabiliyoruz. Ve Şimdi ile ilgili olan bağımız yine bu bağlar üzerinden şekilleniyor. Ama geleceği düşününce çok farklı bir şey oluyor. Daha kolektif bir anı, kayıt altına alınacak yeni bir tarih tahayyülü belirginleşiyor. Bu hissi seviyorum bu his çok heyecan verici bence.

Beymen Cosmos