DİYALOG: Berka Beste Kopuz, Eda Şarman & Ozan Atalan


Senkron kapsamında Versus Art Project'te Fluid Dynamics sergisi yer alıyor.

Senkron Eş Zamanlı Video Sergileri kapsamında sanatçı Berka Beste Kopuz, sanatçı Eda Şarman ve sanatçı/küratör Ozan Atalan ile çalışmaları ve video sanatı üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Sanatçıların çalışmalarının yer aldığı sergileri 15-30 Nisan tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Detaylı bilgi ve program için tıklayın.


Untraceable, Berka Beste Kopuz


Berka Beste Kopuz, Untraceable, Versus Art Project


Senkron'da Fluid Dynamics sergisinde yer alan "Untraceable" çalışman ile katılıyorsun. Eserinin hikayesinden bahsedebilir misin?

Çalışma aslında isminden de anlaşılacağı gibi; bir iz sürme serüveninin deneyimini izleyiciye aktarmaya dayanıyor. Projenin kapsadığı bölge olan Koşuyolu semtine yakın konumda oturmam ve bölgeye sık sık yürüyüşler yapmamla başlayan bu süreç, zamanla bazı yerlerdeki bir takım su seslerinin izlerini sürmem ile devam etti. Bölgede yaşayan biri olarak kişisel merakım zamanla projeye evrildi. Mahalle muhtarlığı ve araştırmalarım doğrultusunda bu bölgeden geçen Seyid Ahmet ve Dinlenç Derelerinin izini aramaya başladım. Geçmiş kaynaklarda şifalı bir kaynak suyu olarak anılan ancak 2000’lerde çevredeki yapılaşmadan kaynaklı olarak atık suyuna dönüşen ve asfaltın altına alınan derelere günümüzde rastlamak oldukça zor. Uzun yürüyüş rotaları ve araştırmalar doğrultusunda, aslında bir nevi bu iki dereye dair ipuçları toplamaya çalıştığımı söyleyebilirim. Kimi zaman köpekler tarafından kovalanmak, kaybolmak kimi zamanda rotalarıma kedilerin rehberlik ederek beni derelere ulaştırması gibi enterasan bir takım deneyimler de yaşamadım değil doğrusu. Bu aslında bölgenin habitatının hala ne kadar aktif ve canlı olduğunun bir göstergesiydi benim için. Bu kapsamda, “Untraceable” isimli entalasyon çalışması; iz sürme deneyimimi, rotalarımı ve bu derelere ait topladığım ipuçlarını görsel ve işitsel bir dil ile paylaştığım ve aynı zamanda derelerin geçtiği yerleri tespit etmeye çalıştığım alternatif bir harita denemesi aslında.

Pandemiyle birlikte hızlanan dijital dönüşüm sürecinde video sanatı, gerek üretim tekniği gerek sanat deneyimi açısından sence nasıl bir konumda?

Pandemi şartları elbette sanatçılar için bir takım zorluklar doğursa da, beraberinde yeni alternatif alanlar da açtı diye düşünüyorum. Bence biraz daha deneyselliğe ağırlık verildi bu süreçte. Bu bir sanatçı olarak çok önemsediğim bir şey. Bu anlamda dijital işler ve dijital platformları kıymetli buluyorum. Ancak kişisel olarak konuşacak olursam; üretimlerimde interaktifliği önemsemekteyim. Ve bu pandemi ile ulaşılması zor bir konumda şu an için. Dijitalliğin bu anlamda yeterli düzeyde izleyiciye ulaşabildiğini çok düşünmüyorum. Günümüz ne kadar dijitalleşse de, eser ile iletişim kurma açısından izleyiciyi bir deneyim alanına sokmayı, fiziksel olarak “bulunma” durumunu önemsiyorum ve bunu korumaya çalışıyorum.

Gelecek planlarında neler var?

Hayatımda hiç uzun vaadeli gelecek planları yapan biri olmadım. Zaten ülke standartları ve pandemi şartlarını düşünecek olursak bu pek de mümkün gözükmüyor gibi. Bir sanatçı olarak öncelikli temennim pandemi sürecinin geçip, kültür sanat etkinliklerinin kaldığı yerden devam edebilmesi. Yaklaşık bir seneden fazladır üzerinde çalıştığım “Toprak Biriktirir Geçmişi” adlı araştırma tabanlı bir projem var. Yakın zamanda izleyici ile buluşturmayı umuyorum. Akabinde araştırma tabanlı kent tarihi çalışmalarımı, biraz daha mimarlık alanı ile destekleyerek akademik olarak ilerletmek öncelikli hedeflerim arasında.



sudan dünya, Eda Şarman

Eda Şarman, sudan dünya, SPOT Projects


Senkron'da “sudan dünya” isimli serginde “ciğerlerim su arzular istavrit oksijen arar” (2020) ve “su kenarında susuz, önümde bir yılan” (2019) adlı iki video işin ile yer alıyorsun. Eserinin hikayesinden bahsedebilir misin?

İşlerin ikisi de birer dünyalama eylemi. Dünyalama, Donna Haraway’in kullandığı ‘worlding’ teriminden uyarladığım bir deyiş. Süregelen düzen içerisinde bulanıklaşmış gerçekleri, netleştirme ve görülebilir hale getirme eylemi olarak yorumluyorum. ‘sudan dünya’ sergisinde de iki iş, iki ayrı dünyalama eylemi var ve onları birleştiren bir kinetik ses cihazı ‘boğazımda bir ağırlık’. ‘ciğerlerim su arzular istavrit oksijen arar’ videosu Boğaz’da bir yürüyüş sırasında yanından geçtiğim bir kovadan ortaya çıktı. Kovanın seviyesine indiğimde orada bir dünya buldum. Bizim yarattığımız, içinde olmadığımız için görmediğimiz bir dünya. ‘su kenarında susuz, önümde bir yılan’ ise yine Boğaz’da yürüyüş yaparken kendimi suya uzak hissettiğim bir andan çıktı. Buradaki dünyalama eylemi ise uzaktan baktıkça belirginleşen ve yoğun bir dijital editleme süreci sonunda görünür olan bir dünya. Kız Kulesi efsanesinin dünyaladığı bir Boğaz’ı gösteriyor bu video. Sergideki işlere eşlik eden bir de yazı var. Su üzerine derlediğim, suyu farklı yönlerinden gözlemlediğim, suyun bizimle olan hikayesini yazdığım, su gibi akışkan bir yazı.

Pandemiyle birlikte hızlanan dijital dönüşüm sürecinde video sanatı, gerek üretim tekniği gerek sanat deneyimi açısından sence nasıl bir konumda?

Videonun bilgisayar ortamda editlenmesi, üretilmesi ve sonunda bir ekrandan izlenmesi onu kaçınılmaz bir şekilde dijital kılıyor. Ancak bu soru beni ikilemde bıraktı. Bir yandan yaşantımızın her alanı dijitalleştiği gibi bu sanatta da yayıldı. Pandemi başladığından beri pek çok online sergi ve koleksiyonda işlerim yer aldı. Her iki platformda da videoyu görülebilir kılma ve bu dijitalleşme sürecini fırsata çevirme yönelimleri vardı. Mekansız bu işler için websiteler tasarlayıp online sanat deneyimleri üzerine çalışmalar yaptım. Telefon ekranından bir işi görüntüleyebilmek erişilebilirliği attırıyor kesinlikle. Yine de işin bir başka tarafı daha var. Videoyu üretildiği bilgisayar ortamından ayırıp mekana taşıma. Bu benim video da çok değer verdiğim birşey. Günlük hayatımızda ekranlarla donatılı düzenimize bir mola verip, bir mekanda işi deneyimlemek ve hatta videonun bir yerleştirmeye dönümesi, onu fizikselleştiriyor. Zamanla çalışan bu medyumu mekana yayabiliyor. Deneyimsel ve bedensel bir boyut kazandırıyor. Dijitale yönelirken bu deneyimsel tarafı canlı tutmanın yolları ne olabilir sorusu hep aklımda..


Gelecek planlarında neler var?