DİYALOG: Orçum Erdem | Cam Sanatçısı


Orçum Erdem'in sonkoleksiyonu Plastic Crush

Finlandiya'da yaşayan multidisipliner tasarımcı ve cam sanatçısı Orçum Erdem ile son koleksiyonu Plastic Crush hakkında bir sohbet gerçekleştirdik.


Kimdir Orçum Erdem?

1987 İstanbul’da doğudum. Sanat ve tasarım alanındaki eğitimime 2007 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünde başladım. Bunu daha sonra bir sene kaldığım Almanya Erasmus programı takip etti. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra 2014’de Aalto Üniversitesi’nin Contemporary Design Master programına başladım ve eğitimimi cam ve cam estetiği üzerine çalışarak geçirdim. Şu anda Helsinki’de bir cam sanatçısı ve tasarımcı olarak hayatıma devam etmekteyim.

Son çalışmanla başlayalım istersen, Plastik Crush'tan biraz bahsedebilir misin?

Plastic Crush benim için şu ana kadar üzerinde çalıştığım en özel çalışmadır diyebilirim. Plastic Crush’ın temelleri master tezim için yansımalı ve aynalı cam yüzeyler üzerine yapmış olduğum materyal araştırmalarına kadar uzanıyor. Sıcak camda istediğim şekilde aynalı cam yüzeyler elde etmenin tutarlı bir yöntemini geliştirdikten sonra yavaş yavaş kafamdaki formları şekillendirmeye başladım. Plastic Crush kolleksiyonunda kullandığım yansımalı yüzeyler bu sayede ortaya çıktı. Bu işlemin kendisi çeşitli form kısıtlamalarını da beraberinde getirdiği için çalışmanın geri kalanı kendi kendisini de şekillendirmeye başladı diyebilirim. Tasarım sürecinde Plastic Crush’ın bir fikir ve platform olarak geliştirilmesi, ve gereken teknik çözümler için yeni cam üfleme ekipmanlarının tasarlanmasında, ürün tasarım eğitimimden önemli ölçüde faydalandım.



Ne zaman cam ile tanıştın?

Cam ile ilk tanışmam yıllar önce bir gezi sırasında ziyaret ettiğim İstanbul Cam Ocağı’nda başladı. Ancak o zaman sadece gözlem ve tanışma seviyesinde kalmıştı. Cam sanatına yoğunlaşarak stüdyo çalışmalarına başlamam Aalto Üniversitesinde oldu. Buradaki 5 senelik uzun master eğitimim sırasında okulun sağlamış olduğu kapsamlı materyal stüdyoları sayesinde sıcak ve soğuk cam şekillendirme teknikleri ve materyal bilgisi alanlarına derinlemesine yoğunlaşma şansım oldu.


Çalışmalarımın ilk halleri her zaman zihnimdeki bir soru olarak ortaya çıkar ve aslında çalışmanın kendisi de cevabının form ve materyal kullanılarak aranması çabasıdır. Bu anlamda materyali kendim için bir araştırma ve felsefe aracı olarak kullandığım söylenebilir.



Orçum'un Plastic Crush eskizleri


Formlarının hikayesi nedir?

Ben cam yapımının getirdiği limitasyonların arasında kendime bir oyun alanı yaratabilmeyi seviyorum. Camla ilgili bana heyecan veren bir diğer konu ise kendi içinde devamlı bir keşif ve araştırma hissini barındırması. Çoğu zaman her yeni çalışma bir diğer araştırma ve öğrenme deneyimine dönüşür - hem akabinde hem sonrasında. Bu sebeple, çalışmalarımın ilk halleri her zaman zihnimdeki bir soru olarak ortaya çıkar ve aslında çalışmanın kendisi de cevabının form ve materyal kullanılarak aranması çabasıdır. Bu anlamda materyali kendim için bir araştırma ve felsefe aracı olarak kullandığım söylenebilir.
Genelde ilk gelen kabaca fikirlerin ardından kafamdaki hedefi en yalın haliyle resmedip görünecek bir yere asarım. Bu aslında biraz da yol haritası gibidir sadece. Başladıktan sonra çalışmanın spontane gelişmesine ve son sözü yine camın söylemesine müsaade ederim. Bu anlamda sonucun aslında baştan belli olmaması beni heyecanlandıran en önemli faktörlerden biridir. Süreç sırasında bir çok hatalı deneme ve test aşamasından sonra fikir ve fikrin uygulaması gittikçe rafine hale gelir ve sonunda bir uzlaşıya varırız. Genelde ortaya çıkan çalışma da kendi içinde aslında başka bir soru ve sıradaki çalışmanın ilhamını barındırır. Böylece süreç tekrar başa döner.


Yellow Frost and Sprinkle, Plastic Crush koleksiyonu

Biraz tasarım sürecini anlatabilir misin? Analog tekniklere mi yoksa dijitale mi daha yakınsın?

Benim çalışmalarım bu zamana kadar hep analog tekniklerden ilham aldı ve bu yönde ilerledi. Bunda aslında çokça gömüldüğümüz ve bizi çepeçevre saran dijital platformların etkisi de oldu diyebilirim. Bu sebeple zaman içinde artan hızla dijitalleşmeye karşı tepki olarak analog tekniklere daha da yönelmem hızlandı. Bu sebeple stüdyo zamanla kendimi ekranlardan soyutlayabildiğim ve yalın bir gerçekliği tadabildiğim kurtarılmış bir alana dönüştü.
Bunun yanında dijital olanakları da göz ardı etmiyorum. Yaratıcılara sağladığı imkanlar ortada ve analog çalışmalar ile doğru şekilde harmanlandığında çok daha çeşitli duyulara nüfuz eden zengin deneyimler ortaya çıkabiliyor. Bu bağlamda camın optik özellikleri, ışık geçirgenliği, ve plastik şekillendirme olanaklarının dijital teknolojilere ilginç bir şekilde göz kırptığını düşünüyorum. Örneğin Plastic Crush için tasarladığım fotoğraf enstalasyonları ve bunların dijital ortamda zenginleştirilip, aslında cam parçalarım ile resmetmek istediğim atmosferin yoğunlaştırılarak ortaya konabilmesi bu alanda yaptığım ilk çalışmalardan diyebilirim. İlerde bu iki mecranın birbirinden beslenerek bir bütün oluşturduğu çalışmalar yapmaya devam etmek istiyorum. Fiziksel olarak tanımlanmış bir eserin dijital ortama da uzanarak farklı duyulara hitap edebilecek bir deneyime dönüştürülmesi fikri gerçekten heyecan verici geliyor. Bunun yanında Sadece dijital ortamda çalışılmış görselleştirme ve illüstrasyon çalışmalarıma da devam ediyorum.


Cam ile çalışmak sürekli kapıda bekleyen bir felaketten koşarak kaçmaya çalışmak gibi. Her şey doğru gitse ve çalışmayı kusursuzca tamamlasanız dahi, kendisini taşırken bir anlık dalgınlığın bedeli bile bazen ağır olabiliyor.




Cam gibi kırılgan bir materyal ile çalışmanın keyifli ve zor yanları neler?

Sürekli kapıda bekleyen bir felaketten koşarak kaçmaya çalışmak gibi. Her şey doğru gitse ve çalışmayı kusursuzca tamamlasanız dahi, kendisini taşırken bir anlık dalgınlığın bedeli bile bazen ağır olabiliyor. Ama bu da işin cilvesi. Belki camı böyle eğlenceli kılan o risk ve heyecan faktördür. Eğer her şey doğru giderse de verdiği haz tarifsiz.
Ben konu cam işlerim olduğunda, sadece paketlenecek dahi olsa, tamamen farklı bir ruh haline geçiş yaparım. Oldukça yavaş ve sakin hareket etmeye çalışırım. Bu analog bir malzeme ile çalışmanın bir başka boyutu. Sonuçta bu bir fare tıklaması ile saklanabilecek veya bir çok kopyası çıkarılabilecek bir meta değil. Hataların genelde dönüşü olmuyor- özellikle camda.

Orçum kişisel çalışmalarının yanında Aalto Üniversitesi'nde Cam Stüdyosu veriyor.

Multidisipliner bir tasarımcı olduğunu biliyorum, cam dışında çalıştığın veya denemek istediğin materyal veya teknikler var mı?

Cam dışında analog ve dijital görselleştirme ilgimi çekiyor. Bu anlamda yağlı boya, illüstrasyon, dijital illüstrasyon çalışmaları yapıyorum. Çoğu zaman diğer malzemelerle yapacağım çalışmalarım dahi kafamda bir illüstrasyon veya resmin parçası olarak beliriyor. O yüzden tüm çalışmalarım aslında bu alanda doğup evrilerek devam ediyor diyebilirim. Bunun yanında fonksiyonun ön planda olduğu ürün tasarımı projeleri ve onların projelendirilmesi konularında da çalışıyorum. Cam dışında, seramik, ahşap ve metal malzemelerinden oluşan projeler üzerinde de çalıştım. Bu aralar kamera teknikleri ve hareketli görseller oluşturma teknikleri konusunda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu yöntemleri ilerde yapacağım analog çalışmaların hikayesini farklı platformlarla destekleyerek zenginleştirmek için kullanmayı düşünüyorum.



Tasarım tarzımı 3 kelimeyle ifade etmem gerekirse doğal, çocuksu ve spontane olurdu.





Yüksek lisans eğitimini Helsinki'de tamamladın ve şimdi orada çalışıyorsun. Önemli bir İskandinav ülkesi olan Finlandiya'nın tasarıma bakış açısı ile Türkiye arasında ne gibi farklılıklar var?

Finler genel olarak tasarım olgusuna insan ve fonksiyon odaklı minimalist bir tavır ile yaklaşıyor. Bu da doğal. İskandinav ülkeleri çoğu materyalin ithal edilmek zorunda olduğu, işçilik, ve lojistik giderlerinin pahalı olduğu bölgeler. Bu sebeple fazladan çakılacak bir çivi bile fazladan işçilik ve malzeme maaliyeti demek. Bu anlamda minimalizm akımının sadece tercihten öte reel ekonomik koşulların da bir sonucu olarak geliştiği kanısındayım. Bunun yanında Finlerin hayatında önemli bir yer tutan doğanın sağladığı ilham, doğal doku ve temalar tasarımlarına ciddi bir görsel karakteristik kazandırıyor. Bu onlar adına gerçekten eşsiz bir kazanım.
Türkiye ise bu ekonomik parametreler göz önüne alındığında bence tasarım alanında daha özgür davranabilecek bir konuma sahip. Ancak bu özgürlük ortak bir tasarım dili ve anlayışı oluşturulması konusunda kendine has problemleri de beraberinde getiriyor. Bu alandaki entellektüel alt yapının zaman içerisinde gelişerek oturacağı ve uluslararası tanınırlığa sahip bir tasarım anlayışının temellendireleceği kanısındayım. Bu anlamda bölge çoğrafyası hakkında tarihi ve kültürel araştırmaların ön plana çıkıp tasarım ile ilişkilendirilmesi bize farklı rotaların yolunu açabileceğini düşünüyorum. Örneğin bugün nerede görseniz İskandinav tarzını tanırsınız. Söz ettiğim buna benzer bir algı ve tanınırlık.


İlham tazelemek için neler yaparsın?

Yürüyüşe çıkmak ve hareket halindeyken düşünmenin zihnimi tazelediğini düşünüyorum. Bazen sadece çizerek düşünüyorum. Bazen de sadece boş ve yalnız vakit geçirmek zihnimi gürültüden arındırarak fikirlerimin berraklaştırmama yardımcı oluyor.

Gelecek planlarında neler var?

Bağımsız bir şekilde cam ve diğer disiplinler arası çalışmalarımı genişleterek devam edebilmek en büyük dileğim. Şu an tüm yaratıcı alanların bir biri içine geçtiği ve tanımlarının hızla değiştiği bir dönemdeyiz. Bu sürece tanıklık ederek çalışmalarımın nasıl etkilenip gelişeceğini görmek benim için de sürpriz olacak. Mercado’ya bu güzel soru-cevap için teşekkür ederim.

The Biggie on the Pink, Plastic Crush koleksiyonundan

©2020 Studio Mercado Media Inc. All Rights Reserved.

Mercado-Logo-A2.gif
  • Instagram