DİYALOG: NAE Design | Milen & Deni Nae


Big Burn 2019 Mainstage

Büyük ölçekli sanat enstalasyonlarıyla dikkat çeken tasarım stüdyosu NAE Design'ın kurucuları Milen Nae ve Deni Nae ile çalışmaları üzerine sohbet ettik.


NAE ne yapar, kendinizden bahsedebilir misiniz?


NAE, Deni Nae ve Milen Nae kardeşler tarafından kurulmuş olan bir tasarım stüdyosudur. Tasarımlarımızı çoğunlukla mimari ile enstelasyonun buluştuğu alanda, kişilerin deneyimini merkezine alan bir yaklaşımla ortaya çıkarıyoruz. Üzerine çalıştığımız projenin işlevsel ve yapısal ihtiyaçlarını cevaplarken motivasyonumuz oluşturduğumuz atmosferin, kişileri gündelik hayatlarında yeterince deneyimleyemedikleri oyuncu ve hayalperest taraflarıyla ilişkiye geçirmesi oluyor.
İkimiz de estetikle, kültürel altyapıyla, çevre ve deneyim farkındalığıyla, kolektif yaşam ve paylaşım alanlarıyla ilgiliyiz. Karakterlerimiz ve kafamızın çalışma şekli birbirimizin neredeyse zıttı, fakat dünya görüşlerimiz ve hayattan beklentilerimiz oldukça ortak. Tasarım dilimizi ve NAE’nin vizyonunu yaratan da bu farklılıklardan beslenen ortak yaşam prensibi.

Moona, Bonjuk

Ortaya çıkardığınız işler tasarımın oldukça niş bir alanında. Bu alanda üretimler yapmaya nasıl başladınız, süreç nasıl gelişti?

Biz uzun yıllar ayrı yerlerde eğitim aldık, yaşadık ve ürettik ama ilgi alanlarımız hep paralellik gösteriyordu. Deni’nin üniversite sonrası ilk bireysel projesi KüçükÇiftlik Park için ikinci el konteynerlardan oluşturduğu konser alanının giriş kapısı projesiydi. Bu dönemde çeşitli eğlence mekanları tasarladı, otel projeleri gerçekleştirdi, sonrasında da uluslararası fuarlarda stand tasarımı ve uygulaması yapan bir ekiple çalıştı.
Ben Nottingham Trent University’de Kültürel Çalışmalar ve Sanat masterı yaptıktan sonra Avrupa’da bazı festivallerde el işi ağırlıklı dekorlar yapıyor, ileri dönüşüm ve sokak sanatıyla ilgileniyordum. Bu sırada bazı alternatif sanat projelerinde koordinasyon ve küratörlük yaptım, sonrasında da Suma Beach’in çoğu sahne ve dekorunu ürettim. Deni Norveç’te NTNU(Norwegian University of Science and Technology)’de Sürdürülebilir Mimarlık masterını bitirdikten sonra Norveç ve İsveç’te kırsalda yaşam alanları ve kamusal alanlar tasarladığı, doğal yapı ağırlıklı ve sürdürülebilirlik üzerine yoğunlaştığı projeler gerçekleştirdi. Bu süreçlerin sonunda ayrı ayrı biriktirdiklerimizi ortak bir yapıda bir araya getirip üretmeye beraber devam etmenin bir sonraki adım olduğuna karar verdik ve NAE’yi kurduk.



Yarattığımız alanlar ve enstalasyonların oluşturduğu etkinin kişilerin duygularına dokunmasını istiyoruz. Gerçekliğin katı çerçevesinden kısa bir süreliğine de olsa kopup, gündelik hayatta karşılaşmadığımız farklı uyaranlara farklı tepkiler verdiğimiz oyun

alanları gibi.



Crystals, Sommerklein
Crystals, Sommerklein


Deneyim tasarımı kavramıyla gittikçe daha sık karşılaşıyoruz ve sizin işlerinizi de bu başlık altında değerlendirmek mümkün. Siz deneyim tasarımını nasıl tanımlıyorsunuz ve bu tasarım alanının diğerlerinden ayrışan özellikleri nelerdir?

Biz insanın iç ve dış dünyasının birbirleriyle olan ilişkisine önem veriyoruz. Dış dünyada yaşadığımız fiziksel deneyim duygularımızı şekillendiriyor, duygu ve düşüncelerimiz de dış dünyamızı. Deneyim tasarımı alanı bu sebeple gitgide önem kazanıyor bizce. İnsan içinde bulunduğu alana göre şekil değiştiriyor. Biz de bu bağlantıya pozitif bir müdahalede bulunma şansımızı kullanıyoruz. Yarattığımız alanlar ve enstalasyonların oluşturduğu etkinin kişilerin duygularına dokunmasını istiyoruz. Gerçekliğin katı çerçevesinden kısa bir süreliğine de olsa kopup gündelik hayatta karşılaşmadığımız farklı uyaranlara farklı tepkiler verdiğimiz oyun alanları gibi.


İlham verme veya kişiye duygu yaşatma amacı güden bir tasarım ister istemez spektrumun sanat tarafına yakınlaşmış oluyor. Biz de projelerimizde bu aralıkta gezinmekten keyif alıyoruz.



Big Burn 2019, Mainstage
Big Burn 2019 Miller Stage


Bonjuk Bay ve Sommer Klein gibi projelerdeki işleriniz sanat eseri olarak da değerlendirilebilir. Siz tasarım-sanat ekseninde işlerinizi nasıl konumlandırıyorsunuz, nasıl bir dengeyi gözetiyorsunuz?

İşlerimizi uyguladığımız mekanlar birliktelik alanları. İnsanların halihazırda sosyalleşmeye yani bir deneyim yaşamaya açık olarak geldikleri alanlar. O alanın atmosferini belirleyen her tür görsel oyun, form veya doku kararı aslında orada yaşanacak deneyimin frekansını da ayarlamak demek. Bu noktada insanın o alanda yaşayacağı deneyimden ilham alması bir tasarımcı olarak önceliğiniz olduğu anda artık tasarımınız sanatla iç içe geçmeye başlıyor. İlham verme veya kişiye duygu yaşatma amacı güden bir tasarım ister istemez spektrumun sanat tarafına yakınlaşmış oluyor. Biz de projelerimizde bu aralıkta gezinmekten keyif alıyoruz.

İşlerinizin hepsi deneyimleyenler üzerinde güçlü bir duygusal etki yaratıyor. Peki bu işlerin yaratım sürecine sizin duygularınız ne kadar dahil oluyor?

İkimiz de hayatta tercihler yaparken sezgilerine sıkça başvuran, bununla birlikte tecrübeleri, duyguyu gözlemleyerek anlamlandırmaya çalışan insanlarız. Kısacası duyguları analitik bir düzleme oturtmaya çalışmak zaten doğal olarak eğilimimiz. Tasarım kavramına yaklaşımımızda da bu durum geçerli. O işe ait olacağını düşündüğümüz duygusal yönlendirmeleri detaylı bir analizden geçirerek kişiye nasıl yansıtabileceğimizi planlıyoruz. Bu süreçte doku, renk ve malzeme bizim en yakın arkadaşlarımız oluyor. Hislerimizi karşıya geçirebildiğimizi duymak bizi oldukça mutlu ediyor.

Sommerklein Mainstage

En keyif aldığınız proje hangisiydi ve hangi özelliğiyle diğerlerinden ayrılıyor sizin için?

Her projenin yeri ayrı tabii, birini seçmek bizim için kolay değil ama ortaya çıkan tasarımlar kadar üretim sürecinin deneyimlerinin bizim için vazgeçilmez bir yeri olduğunu söylemek isteriz. Belirli bir çekirdek ekibimiz olmasıyla beraber, aslında her projede bu çekirdek ekibe eklemlenen farklı sanatçılarla, ustalarla, ofislerle işbirlikleri yapıyor ve farklı ekiplerle birbirlerinden farklı tasarım süreçleri geçiriyoruz. Bu süreçlerde kurduğumuz samimi ilişkiler ve üretim paylaşımları bizim için öncelikli. Yeni fikirlere ve dönüşüme açık, kolektif bir üretim ahengi yaratabilmek gurur duyduğumuz bir NAE özelliği.

Tasarım anlayışımızı 3 kelimeyle ifade etmemiz gerekirse içgüdüsel, sorgulayıcı ve sentezsel olurdu.


Moona, Bonjuk


Tasarım sürecinde analog ve dijital teknikleri nasıl kullanıyorsunuz? Hangisine daha yakınsınız?

Projelerin değerlendirilme aşamasında her iki tekniğe de eşit uzaklıktayız, tasarım sürecinde ortaya çıkarmak istediğimiz etkiye göre iki tarafa da evrilebiliyoruz. İşlerimizin analog taraflarını(yapısal çözümler, malzeme işleyebilme, programlanabilir LED kullanımı dahil olarak) hem tasarlayıp hem üretiyoruz. Dijital sanatlardan beslenmesine karar verdiğimiz projelerimizde ise sanat yönetimiyle çerçevesini belirlediğimiz içeriğin üretimini işbirliği yaptığımız sanatçılara emanet ettiğimiz bir düzenimiz var.

İlham tazelemek için neler yaparsınız?

Doğada zaman geçirmek herhalde bizim için ilham tazelemenin en önemli yolu. Şehir ortamı insanın tasarım gücünün, üretimin ve kültürün merkezi olduğu için gündelik hayatımızda bizi çok besliyor fakat kendi iç sesini duymaya odaklı tipler olmamızdan dolayı hep dönüp dolaşıp doğanın kendi halindeliğine, sezgiselliğine ihtiyaç duyuyoruz. Dönemsel olarak şehirden uzaklaşmayı, uzun süreli yurt içi ve yurt dışında kara ve deniz seyahatleri yapmayı, yolda olmayı, ilham verici yeni doğal ortamlar keşfetmeyi, bulduğumuz ortamlarda kamp yapıp zaman geçirmeyi özellikle tercih ediyoruz.


Bu alanda ya da farklı disiplinlerde çalışmalarını merakla takip ettiğiniz isimler kimler?

Aslında birçok farklı alanda çalışan sanatçılar ve tasarımcılar var aklımıza gelen ama bizim alanımız diye ayırmak biraz zor. Sahne tasarımı anlamında Es Devlin işlerini her zaman merakla takip ettiğimiz bir isim. Festival sahneleri anlamında severek işlerini takip ettiğimiz bir kolektif DoLab var. Doğal yapı ve enstalasyonda işleri çok ilgimizi çeken bir kolektif Mudd Architects. Yeni medya konusunda şehir üzerine kavramsal çalışmalarına bayıldığımız Erdal inci ve Oddviz var. Mimaride bambu kullanımı konusunda ve geçici mimari çalışmalarıyla çığır açmış olan mimar Shigeru Ban da ilk anda aklımıza gelen tasarımcılardan.

Gelecek için heyecanlı mısınız? Planlarınızda neler var?

Biz ürettiğimiz müddetçe mutluyuz. Gelecek dediğinizde ne yazık ki karmaşık süreçleriyle beraber içinde yaşadığımız ülkenin koşulları ve pandemi gibi bazı krizler ve belirsizlik herkesi olduğu gibi bizi de etkiliyor. Bu durumları izlemeye ve anlamaya çalışmaya devam ederken, bir yandan hayallerimizi gerçekleştirmeye odaklıyız. Önümüzde bizi heyecanlandıran, sürdürülebilir mimarinin elementleriyle sanatsal etkiyi buluşturmayı planladığımız projeler var.