Mixer Coulisse | Eda Öztürk, Burak Delier, Gökçe Hiçyılmaz


Fotoğraflar: Nazlı Erdemirel

Mixer, 14 Ocak- 27 Şubat 2022 tarihleri arasında Eda Öztürk’ün küratörlüğünde Betül Aksu, Bilal Yılmazel, Burak Delier, Ceren Su Çelik, Dilek Winchester, Ece Eldek, Gökçe Hiçyılmaz, Ömer İpekçi & Francesco Romero & Francesca Gotti’nin ve Tayfun Gülnar’ın çalışmalarından oluşan ‘’Coulisse’’ başlıklı karma sergiye ev sahipliği yapıyor.


Serginin çıkış noktasını, Eda Öztürk’ün Fransa’da sanat sosyolojisi alanında yürüttüğü ve İstanbul sanat alanına odaklanan doktora araştırması oluşturuyor. Sergi bu araştırmanın kavramsal çerçevesinde yer alan Zygmunt Bauman’a ait ‘’akışkan modernite’’ kavramının hem sanat alanında hem de toplumsal düzlemdeki yansımalarına odaklanıyor.


Sergi küratörü Eda Öztürk, sanatçılar Burak Delier ve Gökçe Hiçyılmaz ile Coulisse üzerine sohbet ettik.


 

(Soldan sağa: Eda Öztürk, Gökçe Hiçyılmaz, Burak Delier)


Eda Öztürk, Küratör

Kürasyonunu gerçekleştirdiğiniz Coulisse sergisinin hikayesinden bahsedebilir misiniz? Bizleri nasıl bir deneyim bekliyor?

Coulisse sergi fikri, Paris Descartes Üniversitesi’nde sanat sosyolojisi alanında yürüttüğüm doktora araştırmama paralel olarak ortaya çıktı. Doktora tezim, İstanbul sanat alanında kâr amacı gütmeyen sanat kurumları/mekânları özelindeki sanat ve para ilişkisi ve sanatçı pratiklerine odaklanıyor. 2018-2020 yılları arasında İstanbul sanat alanında yürüttüğüm saha araştırmasında, alanının farklı aktörleriyle (sanatçı, küratör, koleksiyoner, kurum direktörleri vs.) yaptığım görüşmelerden ortaya çıkan ilk bulgulardan biri, hem sanat kurumları/mekânları hem de aktörlerinin alanda muğlak ve geçirgen sınırları olan konumları işgal etmesiydi. Sanat alanının bu yapısını kavramsallaştırarak açıklamaya çalışırken başvurduğum ilk referans, sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman’a ait ‘’akışkan modernite’’ (liquid modernity) kavramı oldu. İçinde bulunduğumuz dönemi tasvir etmek için kullandığı bu kavramı; modernitenin ‘’katı’’ evresinden, ‘’sıvı’’ evresine geçişi ifade ediyor. Bu dönem; katı, sınırları net çizilmiş, bir merkez etrafına yerleşmiş her türlü düşünce, eylem ve ilişkilenme biçiminin Bauman’ın ifadesiyle sıvılaşıp, akışkanlaşması ile karakterize ediliyor. Akışkanlığın, öncelikle İstanbul sanat alanı bağlamında nasıl ve hangi eksenlerde deneyimlendiğini anlamaya çalışma çabası bu sergi fikrinin somutlaşmasına yol açtı. Bu açıdan, sergi fikrinin kendisi de kuram/pratik eksenindeki akışkanlığın bir sonucu olarak düşünebilir. Coulisse, toplumsal aktörlerin zaman-mekân deneyimleri, gündelik hayat etkileşimleri, kimlik inşa etme ve emek süreçlerindeki esnek ve değişken konum ve eylem biçimlerine odaklanıyor.
Sergi mekânı; sahne önü ve arkasının birbirlerinden ayrışmadığı ve geçirgen sınırları olacak bir şekilde kurgulandı. Bu kurgu içerisinde sergi, izleyicilerine sahne önü ve kulisi eş zamanlı ve aynı düzlemde; görsel, işitsel ve genellikle sergi mekânında nötralize edilmeye çalışılan koku duyusunu da aktifleştirecekleri sinestezik bir deneyim imkânı tanıyor.


Gökçe Hiçyılmaz, Heykeltıraş

Coulisse sergisinde yer alan çalışmanın hikayesinden bahseder misin?

Katılmaktan büyük keyif ve heyecan duyduğum Coulisse sergisinde İmkansız Kaçış adlı yumuşak heykelimle yer alacağım. Eser, isminden de anlaşılacağı gibi çelişkili sınır bir duruma işaret ediyor. Yaşamın topyekûn finansallaştığı, sosyal adaletsizliğin derinleştiği, şiddet türlerinin çeşitli söylemlerle normalleştirildiği, çok katmanlı toplumsal sorunların yanı sıra ekolojik tahribatın da giderek ivme kazandığı, hakikatin sürekli elimizden kayıp gittiği ilginç bir çağın özneleriyiz. Her birimiz, toplumsal yaşama ve kendimize yabancılaşmamıza neden olan bu krizin zorlayıcı koşulları karşısında kendiliğimizi bir arada tutabilmek için birer çıkış yolu arıyoruz.
Bedene dair kesintili izlenimler içeren melez bir form ve kullandığım malzemelerin etkisiyle İmkânsız Kaçış, bahsi geçen ruhsal zorlantının duyumsanabilen öznel bir ifadesine dönüştü. Ruhsal aygıtımızda bastırmaya çalıştığımız ancak bastırdığımız yerden geri dönerek bizi köşeye sıkıştıran bu içsel gerilim, bizi sarsarak belki yeni bir anlam arayışına belki de içinde bocalamaya devam edeceğimiz daha yıkıcı bir krize dönüşecek. Şahsi olarak içselleştirdiğim ise bu yüzleşmenin keskinliği sanırım.

Gelecek planların nelerdir?

Son yıllarda esnek olmayan planlar yaparak net sonuçlara ulaşmanın geçerliliğini yitirdiği tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Bu koşullar dâhilinde kendi adıma öngörebildiğim tek plan üretimime ve akademik çalışmalarıma devam edeceğim. Hali hazırda içimde kişisel bir merak ve heyecan uyandıran izleyici ve form arasındaki bilinçdışı ilişkiyi merkez aldığım sanatta yeterlik tezim üzerinde araştırmalarımı sürdürüyorum. Üretim sürecimde bir süre daha ele alacağım konuysa elle tutulamayan, sözle ifade edilemeyen mental deneyimlerimizin formel karşılıkları. Bu konuyu önemsiyorum çünkü görünmeyen görünüşe geldiğinde gerçekliği artık yadsınamaz bir hal alıyor. Gördüklerimizden ve hissettiklerimizden hoşlansak da hoşlanmasak da ancak o zaman kendimize ve içinde bulunduğumuz koşullara dair bütüncül bir bakış açısı geliştirmemiz mümkün oluyor bence.

İmkansız Kaçış, Gökçe Hiçyılmaz
İmkansız Kaçış, Gökçe Hiçyılmaz

Burak Delier, Sanatçı

Coulisse sergisinde yer alan çalışmanın hikayesinden bahseder misin?

Sergide iki işim gösteriliyor; Koleksiyonerin Dileği (2012) ve Sanat Eseri Risk Devir Sözleşmesi (2022). İki iş de sanat dünyasındaki üretim ve değerlendirme süreçlerini konu ediyor. Koleksiyonerin Dileği'nde koleksiyoner Saruhan Doğan'ın ortaya koyduğu bir sanat işini gerçekleştiriyorum. Bu işte sanatçı sahneyi koleksiyonere bırakıyor. Bir nevi sanat dünyasındaki "son tüketici" ve en etkili değerlendirici konum ile üretici konum yer değiştiriyor. Sanat Eseri Risk Devir Sözleşmesi ise, sanatçı tarafından geleceğe yönelik bir güvence sözleşmesi. Sanat dünyasında öncelikle sanatçı işi üretir; iş jargonunu kullanırsam, kendine ve işine "yatırım yapar"; sonra sanat dünyasının çeşitli aktörleri (galeri, sanat kurumu, izleyici, küratör, eleştirmen ve en son koleksiyoner) bu üretimi değerlendirirler. Bu sözleşmeye göre, iş üretilmeden önce satılıyor ve sanatçıya ödeme yapılıyor; sanatçı da bir sene içinde üretimini teslim etmekle mükellef. Bu bir sene içinde başına gelebilecek çeşitli riskleri (sağlık, ekonomik, siyasal, hukuki, toplumsal, psikolojik ya da doğal kriz ve afetler vb.) olabildiğince sözleşmenin diğer tarafı olan koleksiyonerle paylaşıyor, riskleri devredebildiği kadar devrediyor.

Gelecek planların nelerdir?

Bir koleksiyoner ile yukarıda bahsettiğim işi gerçekleştirmek; daha genel olarak söyleyecek olursam: Hayatta kalmak ve üretimlerime devam etmek.

Koleksiyonerin Dileği, Burak Delier

Mercado Logo