DİYALOG: Kerim Safa | Piksel Sanatçısı & Müzisyen



Pikseller ve sesler üzerine çalışan dijital sanatçı ve müzisyen Kerim Safa ile çalışmaları üzerine sohbet ettik.


Kerim Safa kimdir? Kısaca kendinden bahseder misin?

Pikseller ve sesler ile çalışan bir dijital sanatçı ve müzisyenim. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Görsel Sanatlar bölümünü okurken diğer bir tutkum olan müziğin peşinden gitmeye karar vererek 2007 yılında Bilgi Üniversitesi Müzik bölümüne girdim. Sonraki yıllarda müzik, ses tasarımı, görsel sanatlar alanlarında üretim yaptım ve aynı zamanda oyun sektöründe çalışma fırsatım oldu. 2017 yılından beri ise yaşamımı Hollanda’da sürdürüyorum.

Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünden mezun olduktan sonra "Pixel Artist" olma serüvenin nasıl başladı?

Piksel sanatıyla ilişkim çocukluk ve gençlik yıllarımın büyük bir çoğunluğunu kapsayan iki boyutlu bilgisayar oyunlarına kadar uzanıyor; sanatsal üretimimde etkin bir yer kazanması ise çok daha yakın zaman önce oldu. Pikselleri odağıma almadan önce birincil olarak müzik ve ses alanında üretim veriyordum. Zaman zaman animasyon ve video işleri üretiyor ya da müziğe hizmet eden etkileşimli görsel sistemler ile çalışıyordum. Birkaç defa da oyun ve uygulama geliştirme denemem oldu. Sürekli aldığım kokuların peşinden gitmek her ne kadar heyecan verici ve farklı disiplinlerin yaratım süreçlerini deneyimlemek bakımından avantajlı olsa da bir süre sonra sadeleşme ve bir noktada durup zamanımı oradan daha derine inmeye çalışarak değerlendirme ihtiyacı hissettim. Kendimi sanatsal çıktı dışında hiçbir beklentim olmadan yaratım sürecine bıraktığımda üzerinde çalışmaktan en çok heyecan duyduğum şeylerin o zamana kadar tüm ilgilendiğim alanların yapı taşları olan piksel ve ses olduğunu fark ettim. Sanıyorum doğamız gereği görsel algının daha baskın olması ve önceki yıllarda seslere daha fazla vakit ayırmış olmam sebebiyle bu ikili arasında görece daha az haşır neşir olduğum piksellerin önderlik ettiği bir yaratıcı dönem böylece başlamış oldu. Kitlesel eğilim çoğunlukla daha yüksek çözünürlüklü ve yeni olana doğruyken daha düşük çözünürlüklü, arkaik ve tanıdık olana doğru gitmek belki de daha güvende hissettirmiş olabilir, ama bu şekilde malzememi basitleştirerek bir nevi kendi özgür oyun alanımı bulmuş oldum

 

Herhangi bir otomasyon ya da programlama yapmadığım için üretim sürecimin çoğunluğu fare ile ekrana tıklayarak ve piksel sayarak geçiyor. Modern teknikler ile kıyaslandığında fazlasıyla zaman alıcı ve dikkat isteyen bir yöntem ama bu yaratım sürecinden oldukça keyif alıyorum, ritmimi yavaşlatan meditatif bir tarafı var.


 

En basit haliyle yaptığın retro animasyon pratiğini nasıl tanımlarsın?

İşlerimi en temel animasyon pratiğini kullanarak yani her şeyi kare kare çizerek üretiyorum. Zaman zaman kağıt üzerine eskizler yapıyor olsam da genellikle her şey bilgisayarda başlayıp bitiyor. Çoğunlukla iki boyutlu oyun tasarımcılarının kullandığı Aseprite isimli piksel editörünü kullanıyorum. Herhangi bir otomasyon ya da programlama yapmadığım için üretim sürecimin çoğunluğu fare ile ekrana tıklayarak ve piksel sayarak geçiyor. Modern teknikler ile kıyaslandığında fazlasıyla zaman alıcı ve dikkat isteyen bir yöntem ama bu yaratım sürecinden oldukça keyif alıyorum, ritmimi yavaşlatan meditatif bir tarafı var. Bir kareyi ekranın bir tarafından diğer tarafına taşımanın onlarca kısa yolu olsa da bu hareketin her adımını el yordamıyla kontrol etmek animasyonu daha az mekanik bir hale getiriyor. Bir de düşük çözünürlükte çalışmamdan dolayı tek bir pikselin yeri bile değişse harekette veya kompozisyonda çok şey fark ettiriyor. Ekranda görülen her şeyin bilinçli bir şekilde oraya konulmuş olmasını önemsiyorum.
Ek olarak soyut ve jeneratif sanata da büyük bir ilgim var ve zaman zaman kodlayarak üretilmiş gibi görünen işler ortaya çıkardığım da oluyor, bunun sebebi jeneratif sanata benzer bir yaklaşımla belli kurallar belirleyip kompozisyonu bu kurallar çerçevesinde kurgulamam fakat bu kuralların uygulamasını kod yazarak değil yine manuel olarak yapıyorum. Kod yazmak istememin en büyük sebeplerinden biri yaratılan işin kendisiyle yaratıcı arasına bir kod editörünün girmesi. Dijital bir iş olduğu için aramızda zaten ekran ve fare gibi araçlar var. Kod yazmak benim için yaratımı içgüdüsel bir yerden daha düşünsel bir yere taşıyor sanki. Enstrüman çalmak ya da resim yapmak gibi eylemlere daha yakın, anlık olarak tepki alabildiğim bir ortamda çalışmak daha doğal geliyor.


Sanat ve teknolojiyi çalışmalarında bir araya getiriyorsun. Teknik tarafın ağır olduğu bir üretim süreci görüyoruz, sanatsal yaklaşım ne zaman bu sürece dahil oluyor?

Bu yaptığım işe göre değişkenlik gösteriyor. Bazen fikir her şeyden önce belirebiliyor ve o fikri kafamdakine en yakın şekilde hayata geçirmeye çalıştığım bir üretim sürecine başlıyorum. Ama bunu yaparken genelde kendimi o ilk fikirle inşa ettiğim yoldan sapmamaya çalışırken buluyorum. Bu aşamalar fikrin teste tabi tutulduğu anlar gibi geliyor, fikir yeterince güçlü değilse yarı yolda gördüğüm yerler daha ilgi çekici geliyor ve ana yoldan sapıyorum. Fikir yeterince güçlü hissettiriyorsa gözümü kapatıp sonuna kadar gidiyorum.
Kendimi en özgür hissettiğim üretim şekli ise hiçbir plan yapmadan boş bir sayfayı doldurmaya başlamak ve oluşan şeyin beni nereye götürdüğüne bakmak. Bir noktadan sonra eser nereye gitmek istediğini söylüyor zaten, onu dinlemeyi öğrenmek biraz zaman alıyor. Bazen sürecin kendisi o kadar uzun ve kişisel olabiliyor ki ister istemez hayatımın o dönemindeki deneyimler, aklımda dolaşan konular bazen sembolik olarak kompozisyonun içinde, bazen parçaların başlıklarında veya çok nadir olsa da altına eklediğim kısa bir metinde kendilerine yer bulabiliyorlar. Zaman zaman dert edindiğim ve birden fazla parçada tekrar eden birtakım temalar oluyor fakat bunları uzun uzun metinlerle göze sokmak yerine kompozisyonun içine gizlemek ve seyircinin keşfine bırakmak daha hoşuma gidiyor. Hatta bazı işlerimde oyunlardaki “easter egg” mantığına benzer şekilde sakladığım detaylar olabiliyor. İşler interaktif olmasa da seyirciyi de oyuna biraz olsun dahil etmeyi seviyorum. Bir işin ne ölçüde sanat veya zanaat olduğu izleyenin bakış açısına göre değişkenlik gösterebilir, işlerin altında yatan anlamları herkesin benim okuduğum gibi okumasını dikte etmekten kaçınıyorum.


Bugüne kadarki çalışmaların içerisinde tasarım süreci ve çıkan ürün bazında seni en çok heyecanlandıran çalışma hangisiydi?

Sonsuz döngüde çalışan komplike mekanizmalar beni oldukça heyecanlandırıyor çünkü tasarım süreci en sancılı olanlar genellikle onlar oluyor. Yolda bir sürü problemle karşılaşıyorum ve kurduğum sistemin içerisindeki mantığı bozmadan çözüme ulaşabildiğim anlardaki tatminim paha biçilmez. Bu çalışmalara örnek olarak Sonus Apparatus-1, The Unnecessary Machine, Luminatron, Ambitious Factory of Pointless Reconstruction ve Chains of Mass Decentralization’ı sayabilirim. Yeni başladığım Human Error adlı serinin ilk parçası olan Squarecell’de benzer bir yaklaşım mevcut. Döngüsel bir mantıkta çalıştıkları için başı ve sonu olmayan, izleyenin döngünün herhangi bir yerinde dahil olup dilediği kadar takip edeceği ve inceledikçe yeni detaylar keşfedebileceği işleri seviyorum.
Fikirsel olarak ise NFT dinamikleri üzerinden sanat ve ticaret arasındaki ilişkilerdeki pozisyonumu dert edinerek yaptığım, fazlasıyla kişisel bir deney olan RECYCLED ve Berkeley Üniversitesi Siber Güvenlik Araştırmaları bölümü akademisyenleri tarafından yazılan bir makale için yaptığım Digital Waste gibi çalışmaları sayabilirim. Bu tip işler genellikle altta yatan düşüncenin işin estetiğini domine ettiği çalışmalar oluyor.
Beni en son heyecanlandıran proje ise ekranın başından kalkıp fiziksel olarak kurulumunu yaptığım, görsel-işitsel sanatçı Roel Weerdenburg ile ortaklaşa tasarladığımız Bits & Beams adlı yerleştirme işi oldu. Bir festival kapsamında Hollanda’daki tarihi bir tünelin içerisindeki karanlık bir odaya her biri piksel animasyonlarımı oynatan farklı boyutlardaki 36 adet CRT monitörden oluşan anıtlar diktik, içerideki deneyim oldukça tatmin ediciydi.


Dijital tasarımcı olarak NFT dünyasına ilk ne zaman adım attın?

Daha önce oyun sektöründe çalışma fırsatım olduğundan teknolojideki yenilikleri ister istemez yakından takip ediyordum ve “blok zinciri” bulunduğum ortamların en sıcak konularından biriydi. NFT dünyasıyla ilişkim ise 2020 yılında başladı. O dönem halihazırda üzerinde çalıştığım fakat nasıl değerlendireceğime henüz karar vermemiş olduğum, basit animasyonlarla müzikal döngüler ürettiğim “sqrlps” adlı bir seri vardı ve bu işler şans eseri NFT olarak yayımlanmaya çok uygun bir formattaydılar. Bu dönem NFT dünyasındaki medyatik satışların biraz öncesine denk geliyor, o zamanlar sosyal medyada fazla aktif de olmadığımdan geri dönüşünün nasıl olabileceğine dair pek bir fikrim yoktu ama teknoloji ve sanatın birlikte olduğu bir hareketin daha emekleme aşamalarındayken bir parçası olabilme fikri yeterince cezbediciydi. NFT dünyasının benim için anlam kazandığı yer ise, ana akımın biraz dışında kalan, çevre-dostu olarak bilinen PoS sistemi ile çalışan blok zinciri Tezos üzerindeki sanat ekosistem oldu. 2021 yılından beri ağırlıklı olarak işlerimi yayımladığım, müthiş bir kitlesi olan ve oldukça yaratıcı projeler ortaya çıkarılan bir ortam; NFT’lerin milyonlarca dolara satılan komik maymun karikatürlerinden ibaret olduğunu düşünenlerin bir göz atmasını tavsiye ederim.

İlham tazelemek için neler yaparsın? Bu alanda veya farklı disiplinlerden merakla takip ettiğin isimler kimler?

Birçok yaratıcı işle uğraşan kişi gibi ben de uzun zaman boyunca ilhamın arada gelip giden bir şey olduğu gibi romantik bir fikre sahiptim, fakat zamanla öğrendim ki ilham emek harcayarak erişilen bir şeymiş; zorla çalışılan sıkıcı bir ofiste, henüz rant uğruna yerle bir edilmemiş bir ormanın derinliklerinde yada zevksizce dikilmiş ucube bir beton yığınının altında da olsa bulup, kazıp çıkarmak gerekiyormuş. Bu yüzden özel olarak ilham tazelemek için yaptığım bir şey yok. Ben de birçok insan gibi müzik dinliyorum, film izliyorum, okuyorum, oyun oynuyorum, sergilere gidiyorum, sohbet ediyorum, aşık oluyorum, kısacası normal bir hayat yaşıyorum ve bu yeterince ilham verici zaten.
Nicolas Sassoon, Andreas Gysin, Ksawery Komputery, Kim Asendorf gibi yakın dönemde tanışmış olduğum dijital sanatçıların yanında Zimoun, Carsten Nicolai, Ryoji Ikeda gibi çağdaş sanatçıları da yıllardır hayranlıkla takip ediyorum. Lokasyonumdan dolayı avantaj olarak sayabileceğim şeylerden biri de çevremdeki sanat etkinliklerinin çeşitliliği, bunlara elimden geldiğince iştirak edip güncel sanatta neler olup bittiğini takip etmeye çalışıyorum.


Gelecek için heyecanlı mısın? Planlarında neler var?

Tabii ki heyecanlıyım. Daha fazla ve büyük ölçekte mekana özgü eserler üretmek istiyorum. Süre olarak da biraz daha uzun olan ve böylece farklı hikayeleri olan çalışmalar yapmak ufuktaki niyetlerimden biri. Bir süredir yardımcı rolde geçmiş olan müziğin gelecekteki çalışmalarımda biraz daha fazla yer kaplaması mümkün. Dışarıya iş yapmak konusunda biraz seçici davranıyorum, bana mümkün olduğunca özgürlük alanı tanıyan ortak projeler yapmaya daha çok açığım. Şu sıralar değişik sanatçılar ve müzisyenlerle ortak üretimler içerisindeyim, farklı disiplin ve stildeki etkileşimler oldukça heyecan verici ve kafa açıcı olabiliyor, umarım daha fazla yaratıcı insanla yolum kesişmeye devam eder.


Mercado Logo