DİYALOG: Fulden Topaloğlu | Studio Kali Kurucusu



A’ Design Award ve Elle Decoration International Design Awards ödülleri sahibi İstanbul merkezli multi-disipliner tasarım stüdyosu Studio Kali'nin kurucusu, tasarımcı Fulden Topaloğlu ile çalışmaları üzerine sohbet ettik.


Fulden Topaloğlu kimdir?

Lisans eğitimim endüstri mühendisliği üzerine. Tasarıma ve yaratıcı branşlara dair büyük bir ilgim olduğu için sonrasında yüksek lisans ve doktora eğitimimi endüstri ürünleri tasarımı üzerine yaptım. Kariyerimin ilk yıllarında farklı multi-disipliner tasarım ofislerinde çalıştım. Kendi stüdyom ve markam Studio Kali’yi kurmadan önce ise bir mobilya firmasında tasarım grup yönetmeni olarak çalışıyordum. Eğitim ve kariyer temelli kimliklerimi bir kenara bıraktığımda ise epey meraklı, doğaya özellikle de suya ve denize aşık, seyahat etmeyi çok seven ve tasarım, sanat, üretim ve zanaat eksenindeki her konuya çok yoğun ilgi duyan birisiyim.

Kurucusu olduğun Studio Kali ile başlayalım istersen. Nasıl başladı Studio Kali serüvenin?

Meslek hayatım boyunca hem farklı tasarım stüdyolarında hem de sektörün önde gelen mobilya markalarından birinde, çok farklı sektörlerden, farklı ürün grupları için tasarım ve ürün geliştirme projeleri gerçekleştirdim. Mobilya, çikolata, ambalaj, seramik, sağlık gereçleri, ev tekstili, takı, ev aksesuarları tasarımları bunlar arasında. Bir yandan da yüksek lisans ve doktoramı endüstri ürünleri tasarımı alanında tamamladım; tasarım ve tasarım yönetimi üzerine farklı üniversitelerde dersler verdim ve vermeye de devam ediyorum.
Hem tasarımcı hem de akademisyen olarak kazandığım tüm bu deneyimi, tasarıma duyduğum tutkuyla birleştirip, kendi stüdyom altında tasarım hizmetleri sunmak; bir yandan da yaşam mekanları için özgün ürünler sunan, sorumlu ve anlamlı bir tasarım markası yaratmak istedim. İşte Stüdyo Kali böyle doğdu. Studio Kali benim için mesleğimi yaptığım bir stüdyodan öte, tasarıma dair tutkumun, ilgi alanlarım ve en önemli değerlerimle bir araya geldiği; birbirini tamamlayarak, anlama, ürün ve deneyimlere dönüştüğü bir dünya aslında…

Tasarım sürecinde analog ve dijital teknikleri nasıl kullanıyorsun, hangisine daha yakınsın?

Projenin karakterine göre bir miktar değişse de genelde tasarım sürecim boyunca analog ve dijital tekniklerden eşit derecede faydalanıyorum. Çoğunlukla projenin ilk fazlarında hâkim olan eskiz ve deneysel çalışma kısmında analog olarak ilerliyorum, kâğıt kalem üzerinden eskiz yapmak, hızlı kağıt/karton modellerle ölçek, form, renk çalışmaları gibi. Sonrasındaki modelleme, farklı alternatiflerin denenmesi, görselleştirme ve tasarım geliştirme kısımlarında ise daha çok dijital araçlar devreye giriyor. Tasarımcılar olarak çağın gereklilikleri ve verimlilik açısından dijital tekniklere hep yakın olmak durumundayız ama elle yapılan her şeye ve her sürece ayrı bir sevgim ve ilgim var.


Stüdyo Kali’nin kendi ürün koleksiyonunda tasarım süreci özgür, aynı zamanda sanatsal ve deneysel yaklaşımlarla iç içe. Ürünler özellikle el üretimi ve tasarım ara kesitinde hayat bulduğu için deneysel bir sürece daha çok izin veriyor.




Yaşam alanı için tasarımlar yapmanın en zorlu yanı ne? Hangi kriterler senin için öncelikli?

Yaşam alanları için tasarlanan ürünler farklı yaşam formatlarına, farklı hikayelere ve farklı zevklere, eklemlenebilmeli. Bunu sağlarken bir yandan da özgün olabilen ve kendi duruşunu ortaya koyabilen ürünler ortaya çıkarabilmek işin en zorlu yanı sanırım.
En öncelikli kriterlerim işlevsel bir yalınlık ve özgün bir duruş yakalayabilmek ve tabii ki tasarımın kullanıcıyla duygusal bir bağ kurabilmesini sağlayabilmek. Ama özünde tasarımı bir denge arayışı olarak görüyorum ben; işlevsellik, kalite, estetik, üretim yöntemleri, marka kimliği, çevresel etki, kültürel ve duygusal ifade gibi birçok önemli kriteri doğru oranda ve tutarlı bir şekilde birleştirmeye yönelik bir denge arayışı. Özellikle verdiğim tasarım hizmetleri kapsamında seçilen kriterler arasında istenen dengeyi kurabilmek çok önemli oluyor.
Stüdyo Kali’nin kendi ürün koleksiyonunda ise tasarım süreci bir miktar daha özgür, aynı zamanda sanatsal ve deneysel yaklaşımlarla daha iç içe. Ürünler özellikle el üretimi ve tasarım ara kesitinde hayat bulduğu için deneysel bir sürece daha çok izin veriyor. Başka firmalar için yaptığım tasarımlardan farklı olarak, Stüdyo Kali’nin ürün koleksiyonunda, zanaat ve el üretimi yöntemlerinin barındırdığı teknik ve hassasiyetleri, çağdaş bir tasarım diliyle yorumlayıp, doğal malzemeler ve doğaya ve sanata duyulan derin bir hayranlıkla birleştiriyorum. Yaklaşımım, teknik ve zanaatkarlıkta onların ruhunu ve hassasiyetini taşıyan, ama formları ve estetiğiyle kendi çağdaş ifadelerini ortaya koyabilen ürünler yaratmaktan geçiyor. İki yaklaşımda da ortak kriterler ne derseniz, yalın, özgün, samimi ve zamansız bir tasarım dili yakalama çabası derim.


Koleksiyonlarına göz attığımızda hemen hepsinin arkasında bir hikâye var. Bu tasarım kurgusuna işlevselliği hangi aşamada ve nasıl katıyorsun?

Daha önce de belirttiğim gibi Studio Kali’nin koleksiyonun çizgisi işlevsel yalınlık, tasarım ve zanaat ara kesitinde oluşuyor. Bir diğer kilit konu ise anlam. Bu kriterleri net bir şekilde ortaya koyduğunuzda ve buna odaklandığınızda işlevsellik tasarımın hikayesi ile birlikte evriliyor zaten; ikisine birbirinden bağımsız yaklaşmıyorum, aynı süreç içinde düşünüp geliştirmeye odaklanıyorum. Bu hikâyeden ve bu kavramdan nasıl bir ürüne ulaşabilirim sorusundan çok, örneğin bir sehpa tasarlayacaksam, aynı anda bu sehpanın işlevleri ve içerdiği anlamlar ne olmalı; yani onu farklı kılacak işlev ve hikaye ne olmalı sorularını soruyorum kendime.


Etrafımızda tutmayı seçtiğimiz objeleri sadece işlevsellikleri için değil, buna ek olarak duyusal ve duygusal ifadeleri üzerinden bize sundukları keyif için seçiyoruz.



Objelerin duygusal gücü olduğuna inanan bir tasarımcı mısın?

Kesinlikle! Hayat düşündüğümüzden çok daha fazla duygular üzerine kurulu. Nöröbilimci Jill Bolte Taylor’ın bir TED konuşmasında detaylarıyla açıkladığı çok güzel bir sözü var: “Çoğumuz kendimizi hisleri olan düşünen yaratıklar olarak görsek de aslında düşünceleri olan hisseden yaratıklarız” diyor. Dolayısıyla objelerle ilişkimizde de duyguların yeri çok büyük. Etrafımızda tutmayı seçtiğimiz objeleri sadece işlevsellikleri için değil, buna ek olarak duyusal ve duygusal ifadeleri üzerinden bize sundukları keyif için seçiyoruz. Hepsi, formları, renkleri, malzemeleri ve desenleriyle bize hikayeler anlatıyor ve bunlar üzerinden hayatımıza anlam, zenginlik ve keyif katıyorlar. Örneğin, araştırmalar gösteriyor ki bir ürünü alma kararımızın %85’ini rengi üzerinden veriyoruz. Ve renk işlevsellikten çok daha fazla duygu demek, sembolizm demek, semiyotik demek.

A’ Design Awards 2020 Gümüş Ödüllü Sama Koleksiyonu

En son A’ Design Awards 2020’de Sama Koleksiyonun ile Gümüş Ödülün sahibi oldun. Biraz bu koleksiyondan ve ödül sonrası tasarım dünyasından aldığın geri dönüşlerden bahsedebilir misin?

Sama koleksiyonu kültürel bir ilhamdan yola çıkıyor. İlhamını semazenlerden alan bu koleksiyonda, kültürden aldığım ilhamı, minimal, işlevsel ve heykelsi formlar üzerinden yorumlamaya çalıştım. Sama’nın bu kültürel bağlamı tamamen yepyeni ve çağdaş bir ifadeye dönüştürdüğünü düşünüyorum, benim için en değerli özelliği de bu sanırım. Ayrıca Sama koleksiyonundaki parçalar doğal malzemeler kullanılarak ve hem endüstriyel hem de zanaat yöntemlerinden faydalanılarak metal ve ahşap ustaları tarafından özenle üretiliyor. Minimal ve zamansız formları ile ev, ofis, kafe ya da restoran gibi her türlü ortama kolayca uyum sağlayıp, bir yandan da özgün duruşlarıyla ortamı farklılaştırabildiklerini düşünüyorum.
Çok mutluyum ki A’ Design Awards 2020 Silver ödülü öncesinde de Sama koleksiyonu farklı duruşuyla dikkat çekmişti ve 2019 Design Turkey’de Üstün Tasarım ödülüyle onurlandırılmıştı. Tabii ki A’ Design Awards’un uluslararası bir ödül olması başka türlü bir mutluluk ve güzel bir geri dönüş sağlıyor.

Stüdyonda çalışırken olmazsa olmazların neler?

Müzik, güzel bir ışık, bolca kağıt ve kalemlerim.


İlham tazelemek için neler yaparsın?

İlhamı beni heyecanlandıran, merak ettiren, peşinden gitmeme sebep olup, sorgulama, düşünme, çabalama ve yaratma sürecine sokan ufak ama güçlü çağrılar olarak görüyorum ben. Bu anlamda beni en çok çağıran şeyler doğa, sanat ve kültürel detaylar… Bende hayranlık ve yeni şeyler üretme isteği uyandıran şeyler bunlar olduğu için, ilham tazelemek istediğimde bunlara yöneliyorum. Farklı bir yere gitmek, doğada fotoğraflar çekmek, sanatsal geziler ya da belgeseller…
Daha kavramsal ve düşünsel ilhamlar içinse yaratıcılık ve farklı branşlardan yaratıcı bireyler üzerine okumak, onların işlerini inceleyerek düşünsel süreçlerine tanıklık etmek çok zevkli. Bazen de tamamen projeye özgü ilham kaynaklarım oluyor, mesela kullanılan bir malzeme ya da o malzemeyi şekillendirme tekniği gibi. O zaman da bunlarla oynamaya zaman ayırıyorum.

Gelecek planlarında neler var?

Gelecek hedefleri içinde öncelik, ürünleri yurtdışında tanıtmaya başlamak. Bir diğer hedef ise ürün koleksiyonuna yeni ürünler ve ev aksesuarlarına yönelik yeni bir kategori ekleyerek koleksiyonu bütünsel bir çizgi içinde büyütmek. Stüdyo Kali’nin her daim ana hedefi ise, yaratıcılık ve tasarım becerilerini kullanarak insanların kullanmaktan zevk alacakları, ilham veren ürün ve deneyimler ortaya çıkarmak.

©2020 Studio Mercado Media Inc. All Rights Reserved.

Mercado-Logo-A2.gif
  • Instagram