DİYALOG: Burak Beceren | İllüstratör


Pumkin & Honey Bunny, Pumkin & Honey Bunny, Quentin Tarantino'nun Pulp Fiction'ın efsanevi açılış sahnesine ithafen

Multidisipliner tasarımcı ve illüstratör Burak Beceren ile çalışmaları hakkında kısa bir sohbet gerçekleştirdik.


Burak Beceren kimdir?

1984 Aralık İstanbul doğumlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünü tam bursla bitirmiş, 5 sene kadar çeşitli reklam ajanslarında sanat yönetmeni olarak çalıştıktan sonra, kariyerine freelance multidisipliner tasarımcı ve illüstratör olarak devam etmiş ve hala da devam etmekte olan bir kişidir. Ekseriyetle düşük çenelidir. Ayrıca ses desibeli de ayarsız bir kişi olduğundan, konuşurken az uzak durmanızda fayda vardır. 


Çizime olan merakın nasıl başladı? Çocukluk hayalin miydi yoksa sonradan yöneldiğin bir alan mı?

Hafızam beni yanıltmıyorsa, 11-12 yaşlarındayken yapmaya başladığım müzik arşivindeki çekme kasetlerimin kapak tasarımlarına ihtiyacı vardı, çünkü bu çekme kasetler orijinal albümlerin yanında çok eziliyorlardı, birileri onların haklarını savunmalıydı. Onlara logolar, kapaklar, kolajlar yaparak başladım. Fakat hayır, çocukluk hayalim değildi. Zira Back to the Future'ı izlemiş her çocuk gibi, ben de büyüyünce zaman makinesi icat edebileceğine inanan birisiydim. 

The White Sneakers Collection, Nike

Tasarım sürecinde analog ve dijital tekniklerin hangisine daha yakınsın?

Krüw olmasaydı belki de asla bulaşmayacağım Serifrafi, ve elde çizdiğim eskizler/doodle'lar dışında, uğraştığım tüm disiplinler dijital diyebilirim. Herhangi birisini ayırmıyorum, ama vektörcüyüz ezelden :)) Vektörel grafiklerin gönlümdeki yeri başkadır. 

Kendine özgü çok belirgin bir tasarım tarzın var. Böylesi belirgin bir tarza sahip olmanın avantajları ve/veya dezavantajları neler?

Böyle düşündürüyorsa ne güzel, vektör line art çizen bir dolu yetenekli adam var sonuçta, ama aldığımız küçük kararlar ve tekrarlar biraz daha uzun vadede işinizi kişiselleştirmeye yardımcı oluyor. Avantajları tabii ki de sizi bulan kişiler, spesifik olarak sizinle çalışmak istedikleri için geliyorlar, dolayısıyla daha fazla severek yaptığınız iş üretme fırsatınız oluyor. 
Dezavantajları da, bu stilde her şeyin yapılamayacağı düşünüldüğünden ve her müşteri sizin hayal gücünüze o kadar güvenmediğinden, gelen işler daha az ve kısıtlı da olabiliyor yer yer. Genellikle benim bu stille nelerin yapılabileceğini hali hazırda gösterdiğim türde işler beni buluyor.

Sofar İstanbul 2016 görsel tasarımları



"Tasarım anlayışımı üç kelimeyle ifade etmem gerekirse geometrik, kıvrımlı ve modüler olurdu."




Uzunca bir süre çeşitli ajanslarda sanat yönetmenliği yaptın. Sonraki süreçte seni freelance bir illüstrasyon sanatçısı olmaya iten neydi?

Ben reklamdan ziyade, her zaman iyi tasarlanmış grafiklerle, illüstrasyonlarla daha ilgiliydim. Sanat yönetmenliği, beni asıl sevdiğim şeylerden uzaklaştırıp mesleki anlamda daha mutsuz birisi yapmaya başlamıştı. Reklam sektörü çok fazla egonun çarpıştığı, epeyce hiyerarşik bir ortam. Bazen kendisini babasına beğendirmeye çalışan ama ne yapsa yaranamayan bir çocuk gibi hissettiğim çok oluyordu. Uzun vadede bana iyi gelmediğini fark ettiğimde, başka bir alternatif denemem gerektiğini düşündüm. Aldığım net olan tek karar; o andan itibaren istemediğim şeyleri yapmayacağımdı ama hemen illüstrasyon sanatçısı da olmadım. Esasen şimdi de sadece illüstrasyon sanatçısı mıyım tartışılır. Bu stil üzerine gittikçe işler daha ağırlıklı oradan gelmeye başlayınca ben de biraz böyle bir şeye evrildim kendiliğinden diyebilirim. Ama benim öyle net bir kararım olmadı, ben hala multidisipliner işler üretmekten keyif alıyorum.

Burak Güney Amerika gezisinden bir kare, Bolivya

9,5 aylık bir Güney Amerika maceran var. Tüm hayatını bırakıp seyahat ettiğin bu süreç nasıl gelişti?

Sanat yönetmenliği yaptığım dönemde, öğrencilik yıllarım boyunca görmek istediğim ama parasızlıktan gidemediğim OFFF Festivali'ni takip etmek için Barcelona'ya gitmiştim, 3 günlük festival için gittiğim bu seyahat, birlikte gittiğim arkadaşlarımdan ayrılıp, tamamen spontane şekilde 10 güne uzamış ve o spontane şekilde evrilen plansız kararların beni çok mutlu ettiğini fark etmiştim. Kesinlikle bunu daha uzun süreye yaymam gerektiğini düşünüyordum. Tanıdığım ve beni gerçekten etkilemiş bir kaç gezgin dostum da vardı o sırada. Uzun vadeli bir gezginlik deneyiminin hayali o dönemlerde filizlendi.
Sonrası da sizin önceliğinizin ne olduğuna göre şekilleniyor. Benim piramidimin tepesindeki, en çok istediğim şey bu geziye çıkmaktı. Bu uğurda evimi kapatıp, eşyalarımı satıp, bir süre deliler gibi para biriktirerek, hatta askere giderek (zira askerlik için işi bıraktığınızda tazminat alabiliyor ve bu gezi bütçenize güzel bir temel oluşturabiliyor) bir ön göçebelik de yaşadım. Genellikle gezginlere hep "ne güzel bir şey yapıyorsun, benim de hayalim, keşke ben de yapabilsem" derler, ama bir gezgin dostum buna çok güzel bir cevap vermişti: "Ben o hayali kuranlarla yolda tanıştım..." Gerçekten de bunu hayal eden insanlar, gerektiğinde konfor alanlarından fedakarlıklar yapabiliyorlar ve bazen o fedakarlıklar yada alınan kararlar olmadan da olamıyor... Benim de şimdiye kadarki hayatımda almış olduğum, açık ara en iyi karardı, unutursam kalbim kurusun :))


"Deneyimlerimiz bizi besledikçe bu ürettiğimiz şeylere de yansıyor hiç şüphesiz. Tasarımcıların da aynen vampirler gibi olgunlaştıkça daha güçlü olduklarını düşünüyorum."




Bu seyahatin tasarımcı kimliğine nasıl bir etkisi oldu?

Yolu uzatabilmek için yaptığım istisnai bir kaç iş dışında, gelen tüm işleri reddedip, kendimi tamamı ile yola bıraktığımdan, döndüğümde işlerimi ve beni hatırlayan pek kimse kalmamış gibiydi. İnsanların tekrardan bana iş vermeleri, hatırlayabilmeleri için, yeniden kendimi göstermek zorundaydım. Halbuki Sabiha Gökçen Havalimanına indiğimde, tüm mal varlığım 5TL idi : )) Ama geriye dönük hiçbir pişmanlığım da yok. 2008 Avrupa kupalarındaki milli takım gibi davranmak gerekiyor hayata karşı, çünkü gerçekten de biz bitti demeden bitmiyor hiçbir şey. Ayrıca deneyimlerimiz bizi besledikçe bu ürettiğimiz şeylere de yansıyor hiç şüphesiz. Tasarımcıların da aynen vampirler gibi olgunlaştıkça daha güçlü olduklarını düşünüyorum : )
Songs That Made Me koleksiyonundan Sezen Aksu ilhamlı bir illüstrasyon

Görsel tasarımlarını keşke ben yapsam dediğin bir proje veya etkinlik var mı?

ICAF gibi, ya da eskiden ülkemizde de sık sık olan müzik festivalleri gibi, sadece posterden ibaret olmayan, çoklu mecrası olan işleri yapmayı çok seviyorum. Bir kurumsal kimlik yaratıp, onun logosundan illüstrasyonuna tüm bu mecralardaki versiyonlarını oluşturmaktan çok keyif alıyorum. Dolayısıyla elimizde kalanlardan ICAF'ı sayabilirim. One Love'ı da sayabilirdim. Hatta hayal benim değil mi, biraz daha global düşünelim, OFFF Festivali'nin main title'larını da yapmak, Primavera'nın tüm görsellerini de yapmak isterdim. Queen'den okurlarımıza gelsin; I WANT IT ALL!


İlham tazelemek için neler yaparsın?

Hem ilham tazelemek hemde güncel işleri takip edebilmek adına tasarım networklerini düzenli takip ediyorum. Behance, Dribbble ve Instagram'ı da sayabiliriz.

Gelecek planlarında neler var?

Hem yollarda olabileceğim, hem de tasarlamaya devam edeceğim her olasılık güzel olurdu, ama uzun vadeli planlarım yok. Spontane olanın mucizeviliğine inanıyorum ben daha çok.


©2020 Studio Mercado Media Inc. All Rights Reserved.

Mercado-Logo-A2.gif
  • Instagram