DİYALOG: Barış Yeşilbaş | Dövme Sanatçısı



New York'ta hayata geçirdiği dövme stüdyosu the Base NYC'de yaratıcı üretimlerine devam eden dövme sanatçısı Barış Yeşilbaş ile çalışmaları üzerine sohbet ettik.


Barış Yeşilbaş kimdir? Kısaca kendinden bahseder misin?

Sanırım yıllar içinde aldığım en zor sorulardan birisi bu soru olmaya başladı, çünkü kendimi tanıtmam istenen her soruyu cevaplarken değiştiğimi fark ediyorum. Özellikle yurt dışına taşındıktan sonra doğduğum ülkenin kendimi tanımama olanak vermediğini fark ettim. Aslında ben kendimi yaklaşık son beş yıldır sorgulamaya, tanımaya ve şekillendirmeye başlamışım.
Şu anki kendimden bahsetmem gerekirse, her şeye ve herkese rağmen hayallerinden vazgeçmeyen, bunlar için fazlasıyla çaba gösteren ve kendi bildiğini okumayı seven bir kişiliğe sahip olduğumu söyleyebilirim.

Ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra dövme sanatçısı olma serüvenin nasıl başladı?

Ekonomi bölümünden mezun olmadım aslında, son senemde okulu bırakma kararı verdim. Bu kararı vermek çok zor olmasa da aldığım kararın arkasında durmak zor bir süreçti. Çünkü iş hayatı ile ilgili en ufak bir bilgim; kendi hayatımla ilgili ise tek bir planım dahi yoktu. Zaten hayatımda hiç bir zaman planlı hareket eden bir insan olmadım.
Okulu bıraktıktan sonra en yakın arkadaşlarımdan birisinin aracılığıyla İstanbul’da Dış Ticaret Danışmanı olarak iş buldum. Daha sonra İstanbul’a yerleştim fakat bu maceram bayağı kısa sürdü. Üç aylık çalışma hayatının sonunda kovulmamla sonuçlanan bu iş kariyerinden sonra soluğu dövmelerimi yaptırdığım stüdyo’da aldım, çünkü evde zamanımı televizyon karşısında harcamak istemiyordum. Sohbet sırasında işsiz olduğum anlaşılınca iş bulana kadar bana stüdyoda çalışma fırsatı verildi. Stüdyoda daha çok ayak işlerine bakarken birçok insana göre şımarık tavrım, bana göre ise kendime olan güvenimden dolayı dövme sanatçılarından birine “ben bunu yaparım hiç zor gözükmüyor” dememle yeni bir yola girmiş oldum. Stüdyodakiler yaptığım ilk dövmenin çok da kötü bir iş olmadığını görünce bana asistanlık teklifi yaptılar. Ardından ben de düşünmeden bu teklifi kabul ettim. Sürece bakınca dövme sanatıyla tanışmam Peyton Reed’in yönetmenliğini yaptığı “Yes Man” filmi senaryosu gibi oldu.


Dövmelerinde renk ve geometrik şekillerin kullanımına sıklıkla rastlıyoruz. Sana ait bu görsel dilin arkasındaki hikâyeden bahseder misin?

Kendi tarzımı yaratmam yıllarımı aldı diyebilirim. Bu işe başladığım dönemde sosyal medyanın olmaması ve kendime vizyon katabileceğim mecraların azlığı bu sanatta ilerlememi olumsuz etkiledi.
Tasarım anlayışım birçok süreçten geçti ve bu süreç halen devam ediyor. Geldiğimiz noktada ise insanlar benim işlerimi görünce sanatın yaratıcısının ben olduğunu kolayca tahmin edebiliyor. Bu durumun arkasında birçok unsur var ve bunların neredeyse tümü karakterimden kaynaklanan unsurlar. İnatçı kişiliğim mesela, bu mesleğe başladığımda en çok duyduğum cümlelerden birisi “renk kullanmak çok zor, renkler soluyor” olmuştu. Bu uyarıyı kabullenmek yerine inandığım düşüncenin üstüne gitmeye devam ettim.
Geometrik desenler ise mimar olan babamın bana kazandırdığı bir detay. Onun boş bulduğu kâğıtlara çizdiği desenler çocukken bana hep etkileyici gelmişti ve bu detayı dövme desenlerine de aktarmak istedim. Bunların dışında, dövmelerimde çocukluğuma yön veren popüler kültür temaları da çok fazla yer alıyor.

Bu meslekte seni zorlayan ve heyecanlandıran unsurlar neler?

Bu mesleğe başlayalı yaklaşık on iki yıl oldu. Zorluklarını her geçen gün hissetsem de mesleğe başladığım dönemdeki kadar etkilenmiyorum. Özellikle mesleğe başladığım dönemde bilgi eksikliği çok fazlaydı. Meslekteki ilk yıllarımda çalışma yüzdeleri, kapora ve randevu gibi konularda eksikliğim vardı. Bunun yanında bu meslekte tecrübeli kişilerin deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmaması da beni zorlayan unsurların başında geliyordu. Neyse ki nesil bilgi paylaşımına daha açık olduğu için karşımıza daha güzel ve kaliteli işler çıkıyor. Bunun dışında kullanılan malzemelerin her geçen gün daha da gelişmesi işimizi kolaylaştırıyor. Uzun yıllardır bu sektörde olan kişilerle sohbet ettiğinizde özellikle malzeme alanında ilerlemenin hangi boyutlarda olduğunun farkına çok daha iyi varıyorsunuz.
Yaptığımız işin bireysel ve özgür bir alan olmasını seviyorum. Hiç kimseye ya da bir kuruma bağlı değilsiniz, kimse sizden bir yeterlilik belgesi beklemiyor. İnsanların size dövme yaptırması için portfolyonuz dışında başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Haritadan herhangi bir ülke seçip o ülkede çalışma şansınız var, özellikle bu imkân beni çok fazla cezbetmişti.
İnsanların hayatlarına kalıcı izler bırakıyor olmak da hoşuma giden ve beni heyecanlandıran bir olgu. Siz insanları unutuyor olsanız da onlar sizi asla unutmuyor. Aradan yıllar geçmiş olsa da sizi gördüklerinde gelip sizinle sohbet etmeleri gerçekten güzel bir duygu.

Fotoğraf: Ozan Sapso

Şu anda New York’ta çalışan bir dövme sanatçısısın. İstanbul ve New York'u çalışma hayatı ve insanların bu sanata bakış açısı konusunda karşılaştıracak olursak neler söylemek istersin?

İstanbul ve New York’un çok farklı 2 dünya olduğunu söyleyebilirim. Bizim şu an içinde bulunduğumuz dövme kültürünün ilk ortaya çıktığı yerlerden birisi de New York. Bu yüzden dövme burada oturmuş, kabullenilmiş bir sektör. İnsanların bakışı, yaklaşımı ya da para harcama alışkanlığı daha farklı. Türkiye’de ise dövme kültürü sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte patlama yaptı. Türkiye için daha yeni bir sektör olduğu için bu sektörün tanınması ve ilerleme sağlanması için özel bir çaba sarf edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Dövme sanatının geleceğini nasıl görüyorsun, hayatımızın birçok alanında yer edinen yapay zekâ bu alana da dahil olur mu?

Bu konu benim açımdan büyük bir belirsizlik taşıyor. Özellikle son dönemde NFT ve Metaverse dünyasının nereye doğru şekil alacağını ve dövme sektörünün bu dünyanın neresinde var olacağını halen öngöremiyorum. Aslında bu durum beni çok fazla heyecanlandırıyor çünkü alıştığımız dünyanın değişmesi çok büyük bir yenilik. Bu yüzden kendimi bir bilim-kurgu filmindeymiş gibi hissediyorum. Dövme sektörü bitmeyecek fakat şekil değiştirmesi çok muhtemel. Belki de tamamen sanal bir dünyada sadece tasarımların var olacağı, fiziksel olarak yapılan dövme işleminin son bulacağı bir gelecek bizleri bekliyor. Bu değişimin bir parçası olmak beni çok heyecanlandırıyor.


İlham tazelemek için neler yaparsın? Bu alanda veya farklı disiplinlerden merakla takip ettiğin isimler kimler?

Hayal kurmayı çok seviyorum. Benim kendi iç dünyam yaşadığım dünyadan hep daha renkli olmuştur. Hep daha fazla olanağın olduğu, duvarların olmadığı ve içinde istediğim herkes ya da her şey olabildiği bir dünya bu. Okuduğum her yazının, izlediğim her videonun, dinlediğim her müziğin ve yaşadığım her olayın orayı daha da genişlettiği bir dünyadan bahsediyorum.
İlham almak için özellikle takip ettiğim bir kişi veya grup olmadı, çünkü bir noktadan sonra takip ettiğiniz kişinin işlerine benzer işler çıkarabiliyorsunuz. Yine de insanların fikirleri, düşünme tarzları ve bakış açıları benim beslenmemde önemli bir yer alıyor tabii.

Gelecek planlarında neler var?

Aslında planlardan ziyade her zaman hedeflerim oldu. Sohbetin başında da belirttiğim gibi hiçbir zaman planlı bir karakterim olmadı. Geriye dönüp baktığımda hedeflediğim birçok şeye ulaştığımı görüyorum veya o yolda emin adımlarla yürüyorum. Geçtiğimiz yıl ise en büyük hedeflerimden birisi olan kendi stüdyoma sahip olma isteğimi gerçekleştirdim. Şimdiki hedeflerimden biri ise “the Base NYC"i olabilecek en yüksek yere taşımak. İnsanların sadece “Bu dövmeyi the Base’de yaptırdım” demesini ve dövmelerini diğer insanlara övünerek göstermelerini istiyorum.
Bu yaşıma kadar hedeflerim her zaman işimle ilgili oldu, galiba artık kendimle ilgili hedefler koymaya başlayabilirim. Belki de bu şekilde sohbetin başında sorduğunuz “Barış Yeşilbaş kimdir?” sorusuna daha kolay yanıt verebilirim.


Mercado Logo