top of page

MARKA London: Tasarım Hangi Sorularla Anlam Kazanır?

40 dakika önce
3 dakikada okunur
Johanna Agerman Ross & Es Devlin / Fotoğraf: Richard Heald
Johanna Agerman Ross & Es Devlin / Fotoğraf: Richard Heald

Tasarımın geleceğini konuşmak için bazen bir nesneden, bir mekandan ya da tek bir sorudan yola çıkmak yeterli. İnsanları ne harekete geçirir? Bir mekanı unutulmaz kılan nedir? Bir nesne zaman içinde nasıl kişisel bir anlam kazanır? MARKA’nın Londra’daki ilk capsule edisyonu, bu soruları tasarım, mimarlık, sanat, gastronomi ve kültür ekseninde bir araya getirdi. Mercado olarak takip ettiğimiz etkinlik, farklı yaratıcı pratiklerin ortak bir zeminde nasıl buluşabileceğine dair çeşitli perspektifler sundu.


The Design Museum’un ev sahipliği yaptığı programın açılışını sanatçı ve tasarımcı Es Devlin yaptı. Tiyatro sahnelerinden müzik performanslarına, kamusal alan yerleştirmelerinden mekânsal anlatılara uzanan pratiğiyle tanınan Devlin, müzenin baş küratörü Johanna Agerman Ross ile gerçekleştirdiği sohbette tasarım dünyasının günümüzdeki önemli konularından birine değindi: Sürekli uyaranlarla çevrili bir dünyada, birlikte ve gerçekten orada olabilmek.



Bu düşünce, Devlin’in aynı müzede STEPEVI desteğiyle hayat bulan Es Devlin: Other Worlds başlıklı retrospektif sergisiyle de farklı bir boyut kazandı. Katılımcılara özel bir turla sunulan sergi, sanatçının ışık, hareket, metin ve mekân aracılığıyla kurduğu dünyaları yakından deneyimleme fırsatı verdi. Devlin’in pratiğinde tasarım, yalnızca fiziksel bir form yaratmakla sınırlı değil; izleyicinin konumunu, algısını ve başka insanlarla kurduğu ilişkiyi de dönüştüren bir araç. Sanatçının konuşmasında yönelttiği soru ise bu yaklaşımın sorumluluk boyutunu ortaya koyuyordu: Kültürü üreten ve koruyan kişiler olarak insanları harekete geçirme gücümüzü ne için kullanıyoruz?


Günün geri kalanında bu soru farklı alanlarda karşılık buldu. Her biri 15 dakikalık sohbetlerden oluşan program, çağdaş lüksü tek bir tanıma indirgemek yerine onun değişen anlamlarını araştırdı. Restoranların topluluk oluşturma potansiyelinden mimarinin kentle ilişkisine, sürdürülebilir malzemelerden yapay zekânın tasarımdaki rolüne uzanan konuşmalar, yaratıcı üretimin yalnızca estetik tercihlerle açıklanamayacağını gösterdi. Bir yapının çevresiyle kurduğu ilişki, bir restoranın ışığı nasıl kullandığı ya da bir teknolojinin insan hayatında nasıl bir rol üstlendiği, tasarımın gündelik deneyimi şekillendiren kararlarla ne kadar iç içe olduğunu hatırlattı.


Tony Chamber & Ayşegül Yürekli Şengör & Ayşe Şengör Onger
Tony Chamber & Ayşegül Yürekli Şengör & Ayşe Şengör Onger

Bu çeşitlilik içinde öne çıkan ortak noktalardan biri, duygunun tasarımın dışında kalan bir unsur değil, onun ayrılmaz bir parçası olmasıydı. STEPEVI Yönetim Kurulu Başkanı Ayşegül Yürekli Şengör ve Grup Genel Müdürü Ayşe Şengör Onger’in katıldığı oturumda halı; zanaat, kişisel hafıza ve aidiyet üzerinden ele alındı. Aynı markanın iki kuşam temsilcisinin halıyı insanları, anıları ve hikâyeleri bir araya getiren bir unsur olarak tanımlaması, tasarım nesnelerinin zaman içinde kazandığı anlamı gündeme taşıdı. Bir ürünün değeri yalnızca malzemesi ya da üretim tekniğiyle değil, yaşamın içinde edindiği yerle de şekilleniyor.


Malzemenin hafızası ve dokunma deneyimi, etkinliğin mekansal kurgusunda da karşılık buldu. Tekstil sanatçısı Alfhild Külper, STEPEVI’nin üretiminden artakalan iplik ve yünleri kullanarak sahneden aşağıya doğru süzülen, şelaleyi andıran bir yerleştirme hazırladı. Katılımcılar için tasarladığı tekstil minderleriyle birlikte bu müdahale, konferans alanını yalnızca konuşmaların gerçekleştiği bir sahne olmaktan çıkardı. Üretim artıkları yeni bir ifade biçimine dönüşürken malzemenin dokunsal niteliği de deneyimin bir parçası hâline geldi. Külper’in sanatçı ve tasarımcı Tom Atton Moore ile yaptığı sohbette vurguladığı üzere, dokunmak ve bedenle hissetmek, giderek daha fazla camın ve ekranın arkasından deneyimlediğimiz dünyada önemini koruyor.



Etkinliğin dairesel oturma düzeni de bu yaklaşımı destekliyordu. Konuşmacılarla katılımcılar arasındaki mesafeyi azaltan kurgu, programın farklı disiplinler arasında geçiş yapan yapısıyla uyum içindeydi. MARKA’nın uzun yıllardır moderatörlüğünü üstlenen BJ Cunningham’ın yön verdiği sohbetlerde amaç, hazır cevaplar sunmaktan çok farklı deneyimleri yan yana getirmekti. İstanbul’un yaratıcı dinamizmini Londra’ya taşıyan The Istanbul Effect oturumu da kültürün farklı kimliklerin bir arada var olmasından nasıl beslendiğini tartışmaya açtı.


MARKA London’dan geriye kalan, çağdaş lüksün yeni bir tanımından çok, tasarımın hangi sorular etrafında anlam kazandığına dair bir düşünme alanıydı. Es Devlin’in mekân ve izleyici arasında kurduğu ilişkiden Külper’in malzemeye yaklaşımına, mimarlık ve gastronomi üzerine konuşmalardan sürdürülebilir üretim tartışmalarına kadar farklı örnekler, yaratıcı pratiğin ortak bir sorumluluğu olduğunu düşündürdü: Dünyayı yalnızca nasıl göründüğü üzerinden değil, nasıl hissettirdiği ve nasıl deneyimlendiği üzerinden de ele almak.


Londra’daki bu buluşma, tasarımın disiplinler arasında dolaşabildiği ve yeni bağlantılar kurabildiği ölçüde zenginleştiğini gösterdi. Belki de ilhamın asıl değeri, tek bir fikirle karşılaşmaktan ziyade, daha önce yan yana düşünmediğimiz şeyler arasında yeni bir ilişki kurabilmekte yatıyor.



 
 

DERGİLERİ VE DAHA FAZLASINI KEŞFEDİN

Mercado Logo Siyah.png

HAFTALIK TAZE İLHAM BÜLTENİMİZE ULAŞIN

  • Instagram
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Siyah Spotify Simgesi
  • Pinterest
  • YouTube

©2021 Mercado'da yayınlanan içeriklerin her hakkı saklıdır.

bottom of page