DİYALOG: Yalçın Yeşiltepe | Seramik Sanatçısı


Kök Vases

Gallery Joseph - 1000 Vases seçkisinde sergilenmeye hak kazanan Kök Vases serisinin yaratıcısı seramik sanatçısı Yalçın Yeşiltepe ile çalışmaları üzerine sohbet ettik.


Yalçın Yeşiltepe kimdir? Kısaca kendinden bahseder misin?

Heyecanlı, tutkulu, ürettiği seramiğe saygılı bir seramik sanatçısı ve tasarımcıyım. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam bölümünde lisans eğitimimi sürdürürken aynı fakültenin İç Mimarlık bölümünde yan dal eğitimimi tamamladım. Birbirlerini besleyen seramik ve mimari programlarını eş zamanlı olarak yürütmek bana disiplinlerarası bir düşünme zenginliği kazandırdı.
Mezuniyetimin ardından İstanbul merkezli tasarım stüdyomu kurdum. Yaratıcılığımı, belirlediğim temalar üzerinden içselleştirip insanlara sanatın disiplinleri üzerinden anlatmayı amaçlıyorum. Şu anda sınırlı sayıda koleksiyon geliştirmeye devam ederken Studio Yeşiltepe markası adı altında da ürün tasarımı çalışmalarına devam etmekteyim.

 

Kök Vases, Anish Kapoor’un Cloud Gate isimli eserinden ilhamını alıyor. Kapoor’un eserinde kullanmış olduğu paslanmaz çeliğin izleyicilerle kurduğu bağ ve malzemenin etkisinde oluşturduğu biçimsel karakterleri sorgulamamla gelişen bir süreç oldu.


 

32 parçadan oluşan “Kök Vases” isimli seramik vazo serin oldukça ilgi gördü. Bu serinin hikayesinden biraz bahsedebilir misin?

Geçtiğimiz yılın son dönemlerinde tasarımını bitirdiğim ve şu ana kadar 32 edisyonlu Kök Vases isimli bir seramik vazo serisine başladım. Kök Vases, Anish Kapoor’un Cloud Gate isimli eserinden ilhamını alıyor. Kapoor’un eserinde kullanmış olduğu paslanmaz çeliğin izleyicilerle kurduğu bağ ve malzemenin etkisinde oluşturduğu biçimsel karakterleri sorgulamamla gelişen bir süreç oldu. Bu ilişkilerin, seramiğin kendi dinamikleriyle üretimine dair ilişkisini merak ettim. Temelde gerçekliğin özünü yitirmeden, onu geleneksel malzemenin deneyselliği içerisinde kavramak, yeniden çağdaş bir dil üreterek yorumlamak istedim.
Eserler, deneysel yaratıma olanak veren bir özgürlük alanı içerisinde, yola çıktığım yerdeki biçimsel karşıtlıklar ve deformasyona bağlı olarak sürekli değişerek dönüşen sürecin birer parçaları olarak doğdular. Yüzeylerde bilinçli olarak oluşturduğum deformasyon boşluk-doluluk veya yumuşak-sert ilişkileri içinde bir bütünlüğün estetiğini oluşturdular. Buna bağlı olarak üretim sürecine seri üretim nesnesi olan kalıbı da dahil etmeme rağmen her bir parçanın farklı hisleri ve karakterleri doğurmasını sağlayıp izleyici ile arasında dokunsal bir bağ kurmayı hedefledim. Ek olarak, parçaların zaman içindeki dezenformasyonuyla beraber bitkilerle kurduğu ilişkinin seriye pozitif bir dinamizm kattığı inancındayım.
Projenin üretimini tamamladıktan sonra Kök’ün hikayesini sergilemeye karar verdim. Bu bağlamda 1000 Vases sergisinin Paris merkezli Gallery Joseph’te düzenlenen seçkisinde vazolarım sergilenmeye kabul görüldü. Ardından Gorbon Seramik firmasının 3. nesil yöneticisi Sayın Orhan Gorbon’un ve Senko firmasının kurucu ortaklarından Sayın Dr. Ersin Eti’nin projeme ilgisi ve desteği ile sponsorluk anlaşmaları sağladım. Bu gelişmeler benim belleğimdeki hem seramik hem de mimari anlamda ülkemizin önemli değerlerinden sponsorluk desteği almak şüphesiz bana ayrı bir motivasyon kazandırdı. Bu sürecin sonucunda, 1-3 Nisan 2022 tarihleri arasında düzenlenen Paris merkezli Gallery Joseph - 1000 Vases seçkisinde, serinin 3 edisyonunu sergiledim.
Ek olarak, tüm bu sürecin içerisinde, ayrı bir parantez de açmak istiyorum. Galeri Joseph’te düzenlenen sergiye Fransa Konsolosluğu tarafından rasyonel bir tutuma uymayan sebepten dolayı vizemi alamadığımın şaşkınlığını yaşadım. Ancak vazoların hikayesi yeni sergilerle ve çeşitli lokasyonlardaki galeriler ile görüşmelerim neticesinde devam edecektir.


Sanatçı kimliğinin yanında yaptığın işlerin bir de zanaatkârlık boyutu var. Sen kendini tanımlarken bu iki kavramı nasıl değerlendiriyorsun?

İki kavramı da bugüne kadar yetiştiğim süreç özelinde detaylandırmak istiyorum. Eğitimim sürecinde Bauhaus çatısı altında projeler yürütmek bana sanat, zanaat, tasarım ve teknoloji adına pek çok deneyim kazandırdı. Farklı disiplinlerden kişilerle çalışmak ve bu kavramlar üzerinde tartışmak projelerimin zanaatkarlık odağında gelişmesini etkiledi.
Seramikle zanaat bağımın güçlenmesi, Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumlarına katılarak gerçekleşti. Pek çok yabancı ve yerli seramik sanatçısına asistanlık yapmak, birbirinden farklı fikirleri, hikayeleri, teknikleri ana malzeme seramik ile beraber cam, mozaik, çini, epoksi gibi pek çok farklı malzeme çeşidi içerisinde eserleri şekillendirmek fazlasıyla beslendiğim bir alan oldu. İmece usulüyle üretilen eserlerin başından, Eskişehir’in çeşitli kamusal alanlarına montajına kadar yer almak ve şehre dokunmak beni çok etkiledi. Aynı zamanda Nevşehir Avanos ve Çanakkale Çan bölgelerine gidip üretimine katıldığım çalışmalar da buna eşdeğerdir.
Buradaki tüm çalışmalar bana kendimi tanımlama sürecimdeki el sanatları pratiği üzerinde ve usta çırak ilişkilerinden edindiğim harika deneyimler ile gerçek bir kazanım sağladı. Bunları kendi pratiğime yansıttığımda özellikle seramik gibi sınır tanımayan bir malzeme özelinde, el ile düşünce arasındaki ilişkiyi zanaatkar bir tavır ile yorumlamanın, deneysel yaratıma olanak veren bir özgürlük alanı içerisinde yenilikçi yaklaşımlara fayda sağladığına inanıyorum.
Burada oluşan sanatsal esere izleyici, malzeme ve teknikten öte duygusal ve manevi temellerine bağlı kalsa da, eserin üreticisi olarak onu oluşturan fikrin, hayalin, hikayenin bir madde ve teknikle meydana gelme durumu var. Atölyedeki üretim sürecinde, her bir projeye el işçiliğiyle temas etmenin, günümüzün hızla değişen dijital ortamında inatla insana dair bir değer koymanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm bunlar sanatı ve zanaatı iç içe geçmiş birbirini besleyen bir kavram olarak görmeme neden oluyor.

Seramik eserlerinde daha çok vazolar öne çıkıyor, ilerleyen dönemde bu seriye farklı formlar eklenecek mi?

Vazolar üzerinde biçimsel ve anlatı olarak derinleşmek için çalışmalarıma devam ediyorum. Seriye başladığım günden bugüne kadar otuz iki parçanın üretim sürecinde deneyselliğe çok zaman tanıdım. Bu deneysellik, pek çok kez yapıp bozmama ve bununla beraber biçimsel arayışta vazoların hem duyusal hem de dokunsal etkide dönüşerek evrilmesine yol açtı. Seramiğin malzeme olarak kendisinin bu kadar soyut ve deneyselliğe açık olması, verdiği bu sınır tanımazlık duygusuyla serinin devamı içinde sürprizler doğuracağını düşünüyorum.
Eskizlerimdeki formları hayata geçirirken kök vazoların kimliğini oluşturan dokuyu tasarımlara dahil ederek endüstriyel çalışmalarımla bütünlük yaratmayı hedefliyorum. Bu durumla aynı zamanda sınırlanmış olmanın ve olmamanın farklı perspektiflerinden bakarak seriye çok çeşitli ve zengin bir dinamik katacağını düşünüyorum. Şimdiden üretip paylaşmak için sabırsızlanıyorum.


İlham tazelemek için neler yaparsın? Bu alanda veya farklı disiplinlerden merakla takip ettiğin isimler kimler?

İçinde bir insandan fazlasını barındıran, ruhu canlılığından hiçbir şey kaybetmeyen, yorulmadan ürettikleriyle bir bütün olmuş insanlar benim için büyük bir ilham kaynağı oluşturuyor. Buradan baktığımda kimi zaman Edward Munch, kimi zaman sağır haliyle Beethoven ya da görmeyen gözleriyle üretmeyi sürdüren Haendel gibi tarihi karıştırmak bana daha fazlasını üretmek için ilham veriyor.
Günümüzde, Sabine Marcelis, Fernando Mastrangelo, Crosby Studios, Formafantasma gibi isimler ve stüdyolar beni en çok etkileyenler arasında yer alıyor. Bu isimlerin malzeme ve yöntem üzerinden tasarım aracılığıyla aktardıkları duyguları ilham verici buluyorum. Bunun yanı sıra Dezeen, Wallpaper, AD gibi sanatın disiplinlerini içeren dergilerden beslenmeler yapıyorum. Özellikle son zamanlarda sürdürülebilir malzeme araştırmaları, ekolojik tasarım ve biyotasarım alanındaki projeleri takip etmekten çok zevk alıyorum. Gelecekte tasarımlarıma aktarma düşüncesi ise beni çok heyecanlandırıyor.
Fırsat buldukça doğayla yakın bağ kurmak, dokunabiliyor, hissedebiliyor olmak çok kıymetli ve bu durumun yaratıcılık konusunda sınır tanımadığı düşüncesindeyim. Bununla beraber okumalarımdan ve disiplinlerarası araştırmalarımdan edindiklerimle farklı kültürleri gözlemlemek benim için müthiş bir ilham kaynağı.

Gelecek için heyecanlı mısın? Planlarında neler var?

Yakın gelecekte Kök Vases ile yola çıktığım koleksiyona uygun üretimler üzerine çalışmaya devam edeceğim. Araştırmalarım kimi zaman eskiz, kimi zaman 3D Print olarak geri dönüşü, arşivim için fikirler toplama zenginliği oluşturuyor. Bu fikir topluluğundan bazılarını üretim planıma dahil etmeyi planlıyorum. Bunun yanı sıra aynı eğitim geçmişine sahip olduğum iç mimar ve tasarımcı arkadaşım Elif Turgut ile birçok deneyimi aynı vizyonla paylaştığımızı keşfedip, Studio Yeşiltepe adı altında ortak tasarımlar geliştiriyoruz. Elif’in mimari odaklı, benimse sanat odaklı bakışımız bize harika bir beslenme ortamı oluşturuyor. Bu bağı işbirliği çerçevesinde ürettiğimiz tasarımlara yansıtmaya çalışıyoruz. Projelerimizi web sitesi üzerinden global ölçekte yakında ulaşabilir kılmak için çok heyecanlıyız. Üretimlerimizde seramik malzeme odaklıyız fakat yakın gelecekteki projelerimizde sürdürebilirlik konusu üzerine kafa yoruyoruz.

Mercado Logo