DİYALOG: Alper Nakri | Multidisipliner Tasarımcı


Los Angeles'ta yaşayan multidisipliner tasarımcı Alper Nakri

Grafik tasarım ve görüntü yönetmenliğiyle başladığı kariyerini, sanat ve mobilya tasarımını bir araya getirdiği yaratıcı üretim pratiğiyle katmanlandırarak AN Concept'i kuran multidisipliner tasarımcı Alper Nakri ile sohbet ettik.


AN Concept markasını kurma sürecinden başlayalım dilersen. Kendi markanı kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Yaklaşık yirmi senedir Los Angeles’ta yaratıcı işlerle uğraşıyorum. Son on yıldır ise kendi kurduğum tasarım stüdyosu AN Concept’te aydınlatma heykelleri tasarlıyorum. Atölyemde sipariş üzerine ya da malzemenin bana dikte ettirdiği şekilde özel üretimler yapıyorum. Tasarladığım her parça özgün olduğu için benzerini tekrar yapabilmek mümkün değil; bu yüzden ürünlerimi dokunulabilir sanat olarak adlandırıyorum. Aynı zamanda, sinema ve televizyon sektöründe ilk mesleğim olan görüntü yönetmenliğine ve grafik tasarımına da devam ediyorum. Sanat ve görsel tasarımla iç içe bir hayatım var diyebilirim.
Aslında fiziksel objelerle bir şeyler yaratma fikri çocukluktan itibaren içimde varmış diyebilirim. Ben yaz dönemlerinde İstanbul Büyükada’da büyüdüm. Oradaki marangozları hep gözlemler, onlardan arta kalan parçalardan kendi küçük trenlerimi, oyuncak kılıçlarımı yapıp satmaya çalışırdım. Sonra uzun yıllar geçti, TV kanalları için çekimler yaptım. Discovery Channel, History Channel ve Netflix gibi TV şovları için hareketli grafikler oluşturdum. Bu süreçte Emmy Ödülü’ne aday seçildim. Fakat yine de bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum. Ekran karşısında, iki boyutlu dünyada, epey zaman geçirdikten sonra, asıl yapmak istediğimin insanların dokunabileceği ve hissedebileceği, onların günlük yaşamlarını ve çevrelerini iyi bir şekilde değiştirebilecek güce sahip gerçek nesneler tasarlamak olduğunu fark ettim.

Unraw Serisi
Unraw Serisi

 

Bir şeyleri 'satın almak' yerine 'yapma' yeteneğimi keşfetmek vizyonumu değiştirdi ve bana giderek daha fazla ilham verdi.


 

Aydınlatma tasarımına olan ilgim, güzel hazırlanmış aydınlatma armatürlerine baktığımda hissettiğim tatminden biraz daha fazla. Beni asıl etkileyen, farklı ortamlarda insanların ruh hallerini değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü araçlardan birinin aydınlatma olması; kendilerini iyi, rahatsız, meraklı veya heyecanlı hissetmelerini sağlayabilirsiniz. Sadece aydınlatma ile onların algılarını değiştirebilir, aynı yeri çok daha kaliteli, daha sıcak veya daha sakin hissettirebilirsiniz ve bence bu çok güzel bir duygu.

Unraw Serisi

Kendi hikayelerini anlatan ve doğal malzemeleri kullandığın sanat pratiğinin ortaya çıkış sürecinden bahseder misin?

Ürettiğim eserlerde genelde iki mesleğimi bir araya getirmeye çalışıyorum. Tasarımlarımın bir araya geldiklerinde görsel bir hikâye anlatmaları benim için çok önemli. Başka bir deyişle tasarımları insanların üzerlerine düşüneceği, materyali merak edeceği ve baktıkça bir şeyler hissedeceği koleksiyon parçalarına çevirmeyi amaçlıyorum. Un/Raw serisinin 165 cm’lik dikey bir ekranda gösterdiğim videosunda da önce sadeleştirilmiş bir insanlık tarihçesi ile başlıyoruz hikâyeye. Daha sonra özel teknikler kameralar ve lensler (highspeed photography 1500fps, macro photography, time lapse) kullanarak eserlerin içinden ve üzerlerinden çektiğim görüntülerle soyut bir hikâye anlatıyorum. Örneğin, tarihçeden sonra ekrana gelen ilk görüntüde bir su damlasının bir ses dalgası eşliğinde pirinç lambanın üzerinde hareket edişini yüksek kare çeken bir kamera sayesinde izleyebiliyoruz. Bu görüntüler organik madde ile teknolojik soyutlama arasında görsel bir köprü kurmamızı sağlıyor. Video enstalasyonuna ayrıca LA ’de yaşayan değerli müzisyen Hasan Özsüt’ün bestelediği bir parça eşlik ediyor. Videoya buradan ulaşabilirsiniz.

Objelerin duygusal gücü olduğuna inanan bir tasarımcı mısın?

Tabii ki de evet. Bu duyguları izleyiciye veya koleksiyoncuya farklı yöntemler kullanarak geçirebildiğimi düşünüyorum. Buna örnek olarak Milan Design Week'te sergilediğim AERO serisini verebilirim. Bir buçuk dakikalık, gerçek olaylardan yola çıkılarak yazılmış hikâyeler anlatan 5 tane aydınlatma heykelini örnek gösterebilirim.
Kendiliğindenlik, yaratım sürecimin kilit niteliklerinden biridir. Motosiklete biniyorum ve yeni yerler keşfetmek için kaybolmaktan keyif alıyorum. Bir yolculuk sırasında bir hurdalığa rastladım ve gördüklerim beni farklı bir zamana taşıdı. Eski savaş uçaklarının kırık kanatlarının, yırtık pilot koltuklarının, şalterlerin, konsolların arasında dolaştım ve kendime o kanat nasıl kırıldı diye sordum. O korkunç yırtık pilot koltuğuna kim oturdu? Kendini dışarı attı ve hayatta mı kaldı, yoksa öldü mü? Ya da belki bir test uçuşuydu ve performansıyla mezun oldu, kim bilir!


O hurdalıktan topladığım birçok parçayı atölyeme getirdim ve araştırmaya, hangi parçaların nereye ait olduğunu seri numaralı ile bulmaya, tarihlemeye, hayal kurmaya ve ardından inşa etmeye başladım. Hikâye o ki Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı için Lockheed ve Douglas Los Angeles’ta birçok savaş uçağı üretiyor. 1970’lerde Kaliforniya, çevreyi kirlettikleri için bu şirketlere büyük cezalar yazıyor ve üreticiler Lockheed, Douglas Kaliforniya’dan çekiliyorlar. Tüm parçaları Burbank bölgesindeki hurdalıklara veya ikinci el parça satanlara veriyorlar. Bu seride 1940'ların havacılığının bir parçası olmaktan günümüzde bir aydınlatma heykeline kadar geçmiş deneyiminin psikocoğrafyasını birbirine bağladığımı düşünüyorum. Hikâyeleri dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. O zaman bu heykellerin duyguları olduğuna gerçekten inanacaksınız. Online olarak websitem’de dinleyebilirsiniz.

Aero Serisi

Doğal teknikler kullanan bir sanatçı olmanın yanı sıra aynı zamanda grafik kökenli bir tasarımcısın. Mobilya parçalarının tasarım süreçlerinde dijital tekniklerden de faydalanıyor musun?

Aslında benim için fiziksel mobilya ya da sanat eseri tasarlayıp üretmek, bahsettiğim dijital iki boyutlu dünyadaki ekranlardan kaçmaktı. Dijital olarak kullandığım stüdyomda metal ve ahşap için iki CNC makinam var. Dijital anlamda teknik olarak bunları kullanıyorum diyebilirim. Projelerimi başından kendi stüdyomda üretiyorum. El ile dokunmak, bir şeyler üretmek de ruhum için çok besleyici geliyor.


Aileron

İlham tazelemek için neler yaparsın? Kendi alanında veya farklı disiplinlerde işlerini merakla takip ettiğin isimler kimler?

İlham tazelemek için diğer işim olan görüntü yönetmenliği için başka ülkelere gitmek ve sokaklarda gezmek; o şehrin yapısına, dükkânlarına, küçük detaylara dikkat etmek çok etkili oluyor. Gittiğim yerlerde mutlaka başka zanaatçıları izler ve gözlemlerim. Müzeler ve tasarım haftalarını da takip ediyorum. Bence hiçbirimiz sıfırdan bir şey üretmiyoruz ve yaratmıyoruz. Sadece görsel olarak hafızamızı, gördüklerimizi birleştirip başka bir şekilde yorumluyoruz.
Venice, California’da zamanında üretimlerini gerçekleştirdiği stüdyosu bana çok yakın olan Charles Eames, Amerikalı tasarımcı, mimar, film yapımcısı ve görsel üretici. Mimarlık, mobilya tasarımı, endüstriyel tasarım, üretim ve fotoğraf sanatları alanında çığır açan katkılarda bulunmuştur. Hayatı, ürettikleri ve farklı disiplinlerde yaratıkları beni çok etkiliyor.

Gelecek için heyecanlı mısın? Planlarında neler var?

Yeni bir şeyler yaratmak, üretmek beni her zaman heyecanlı tutuyor. Stüdyoda yarım kalmış o kadar çok proje ve fikir beni bekliyor ki plan yapamıyorum bile.
Bir sonraki projemde Augmented Reality, hikâye anlatımı ve fiziksel objeleri birleştirdiğim bir proje üstünde çalışıyorum. Magic Leap AR gözlükleri ile denemeler yaptık. Teknolojiyi ve gelecek düşünce sistemini işlerime eklemek planlarım arasında yer alıyor.

Unraw Serisi

Mercado Logo