top of page

The Studio | Kağan Toros



Analog ve dijital üretim yöntemleriyle üzerine düşündüğü soru ya da konuları formu odağına alarak somutlaştıran heykeltıraş Kağan Toros’un, alanını köpeği Omo ile paylaştığı atölyesindeydik.


Ürettiğin figüratif heykeller irdelediğin olguları imgeleştirmenle ilgili. Eserlerinde anlatmak istediğin somut anlatıyı nasıl kurguluyorsun?

Her insan hayatını yaşar ve deneyimlerinin sonucunda elde ettiği edinimleri farkında olarak ya da farkındasız bir şekilde uygulamaya alır. Mesela ben, son zamanlarda buradaki farkındalık kısmıyla oldukça ilgilenmeye başladım. Buradaki farkındalık zihinde daha önceden kaydettiğimiz imgelerin sonucunda algıladığımız dünyanın, kelimelerin imgeselliğiyle sınırlı olduğu kanısına bağlı kalmadan nasıl sorular sorabilirimdi. Bu konuyu açarsak, bilincimiz geliştiği andan itibaren benlik bilincinin ötesinde sürekli bir bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz ve bu bilgilerin çoğunun da doğruluk, yanlışlık, görecelilik ayarlarını biz yapmıyoruz. Bize empoze ediliyor, öğretiliyor, dikte ediliyor hatta ve biz de onu doğru ya da gerçek kabul ediyoruz. Sistem böyle. Sorgulayanı dışlayan bir sistem tüm bu öğretilerden ve kabul edilmiş gerçeklikten bağımsız olsaydı insan algısı, çocukluktan itibaren maruz kaldığı kodlanmalardan azade olsaydı, sadece kendi gerçekliğinde ve tamamen kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak başlasaydı tekâmül yolculuğuna gerçekte olanı biteni nasıl algılardı? Dolayısıyla bu ilgiyi derinleştirdikçe, konuyla ilgili daha detaylı soruları ortaya çıkartıyorum. Hayatımı yaşayarak ve de araştırarak elde ettiğim düşünsel sonuçların arasındaki bir soru şudur: Bir insan seçimsiz farkındalığa ulaşabilir mi? Zaten çok uzun seneler boyunca üzerinde uğraştığım soru ve cevaplar da benzerdi. Mesela sistemin getirdiği ve insanlığa yapıştırdığı dil, din, cinsiyet, irk gibi kavramlardan arınabilmiş bir insan varlığının yer çekimsiz ortamda nasıl bir vücut alabileceği konusuydu.




Ele aldığı konuyu uzun soluklu yürüten bir sanatçı olarak geçiş evrelerinde odağını nasıl belirliyorsun?

Bence herkeste olduğu gibi. Sorduğum sorular sonucunda, düşünceden daha fiziksel bir medyaya taşıma yolculuğundaki aradığım cevaplar, doğal olarak algımı yönlendirmiş oluyor. Mesela dikkat ettiğimiz bir olguyu, hayatlarımızda isteyerek veya istemsiz daha fazla görünür hale nasıl getiriyorsak ele aldığım konular da yine doğal bir şekilde odak haline gelmiş oluyor.



Analog ve dijital modelleme aracılıyla üretim çıktılarının planladığın halinin tümüne denk olması yaklaşımına dair ne söylüyor?

Dijital modelleme kısmına bir senedir hakimim. Çok uzun süredir, kavramsal yönelimin dışında da anatomi bilgimi de olabilecek en düzgün hale getirmeye çalışıyorum. Belli programlar da bu bilgiyi almamı daha hızlı hale getiriyor. Mesela fiziksel olarak çalışmaya başladığım zaman çamuru yığma süresi dijitale nazaran daha uzun sürüyor. Bu yüzden dijitalden de çok keyif alıyorum. Ama bu demek değildir ki, dijital daha iyidir ya da kötüdür. Demem o ki aslında heykel, bir form yaratma dilidir ve bu dili konuşanın çıkardığı sesi, betimlenmesi, içeriği, dinleyenin okuduğu ya da duyduğunu yorumlaması yani hissettirdiği olgu önemlidir. Bence bu de malzemenin veya oluşturulan medyanın önemini ortadan kaldırıyor.


Heykelinin konusu doğrultusunda yaptığın malzeme seçimlerinde kullanmayı sevdiğin metaforik oyunlar hangileri?

Aslında heykel bittiğindeki sonuç, malzemenin ne olduğunu veya hangi malzeme olduğu bağlamını çok kurmuyorum. Çünkü form her zaman sonsuzdur ve anlattığım imgelerin nasıl bir formda olacağı en önemli konu benim için.




Üretim sürecinde seni rahatlatıp ilham veren eşlikçilerin neler?

Tabii ki doğa. Çünkü çabasız bir var olma halinin en doğal tabakası beni her zaman çok büyüler ve bende hissettirdiği estetik imgeler hem çok rahatlatır hem de sonsuz ilham verir. Bence bu soruya verilecek en gerçek cevap budur. Tamamen bize ait olduğunu hissettiğimiz bütün imgelerin oluşumunu sağlayıp zihnimizde yer etmesinin sonucunda keşfettiğimiz veya dönüştürdüğümüz her şeyin sorumlusu da doğa. Dolayısıyla doğa okuduğum, izlediğim veya araştırdığım her şey, insan yaşanmışlıklarının birikintisinin izlenmesidir. Aslında yine çabasız doğanın sonucudur. Bu sebeple doğayı, içinde olduğunu hissetmediğim alanlarda bile duyumsamak benim için önemli.


Stüdyonu yaratıcılık için ideal bir mekan haline getirirken Dyson teknolojileri nasıl bir katkı sağlıyor?

Atölyem Maslak Oto Sanayi’de olduğu için bu ne yazık ki üretim sürecim içinde doğayla ilişkilenmem pek mümkün değil. Dyson Purifier Cool Formaldehyde™️ sayesinde atölyemde soluduğum hava bu duyumu hissetmeme olanak tanıyor. Atölyemde ilhamımı tazeleyen en önemli unsurlardan birisi de müzik. Dyson Zone kulaklığın gelişmiş aktif gürültü engelleme özelliğiyle ve uzun süreli dinleme için geliştirilmiş pili sayesinde odaklanarak saatlerce çalışabiliyorum.



留言


bottom of page