Dikkat Çeken 5 Plastique Fantastique Projesi



Kentsel ortamların performans olanakları üzerine dikkat çekici enstalasyonlarıyla tanınan Alman sanat grubu Plastique Fantastique, 1999 yılında Berlin’de kuruldu. Şehri geçici mekanlar için bir laboratuvar işlevinde kullanan ve geçici faaliyetler için alternatif, uyarlanabilir, düşük enerji alanları araştıran ve tasarlayan grup; şeffaf, hafif, mobil ve aynı zamanda sıra dışı kurulumlarıyla biliniyor. Çalışmaları, birçok yönden basit yapılar olmasına rağmen şehir bağlamında yenilikçi ve farklı bir görünüme sahip. Mimar, set tasarımcısı, ışık tasarımcısı, heykeltıraş gibi farklı disiplinlerden tasarımcı ve sanatçılardan oluşan kolektif ismini, düşük maaliyeti nedeniyle mekan yaratmak için kullandıkları plastik malzemesinden alıyor. Plastique Fantastique’in şişirilebilir hacimlerden yola çıkarak çağdaş ve entegre ortamlar yarattığı çalışmalarından öne çıkanlarını derledik.


Blurry Venice


Plastique Fantastique, 2019 Venedik Sanat Bienali kapsamında ziyaretçileri “hayali bir manzara”yı deneyimlemeye davet eden Bulanık Bir Venedik tasarladı. Giardini bölgesinde yer alan Venedik Pavilyonu için tasarlanan çalışma, farklı ortamlar arasındaki sınırları bulanıklaştırmayı amaçlıyor. Çevre ve mimari arasındaki sınırların ortadan kalktığı bir deneyim yaratan Blurry Venice, kurulum algısını yıkıyor ve mimari yapıyı hayali bir manzaraya dönüştüren bir yanılsama yaratıyor. Ziyaretçiler geçide girdikten sonra, tanımlanmış duvarları, zemini ve çatısı olmayan dairesel bir alanla karşılaşıyor ve algının “bulanık rüya benzeri” bir yere çarptığı sürükleyici bir karşılaşma yaşıyor. Suyun üzerinde konumlandırılan çalışma, esnek malzemesi ve formu nedeniyle ziyaretçilere sıvı gibi hissettiren ancak katı olan bir yüzeyde yürümenin garip hissini yaşatıyor.





Loud Shadows


Her yıl Hollanda’nın Terschelling Adası’nda gerçekleşen Oerol Festivali canlı performanslar, müzik ve görsel sanatlar için on gün süren doğal bir sahneye dönüşüyor. 2017 senesinde festival kapsamında Kate Moore, Soltz, Leineroebana ve Plastique Fantastique tarafından ortak gerçekleştirilen Loud Shadows performansı, farklı geçmişlere sahip sanatçılar tarafından gerçekleştirilen kolaj bir çalışma. Mimari kurulumunun Plastique Fantastique’in gerçekleştirdiği çalışmanın amacı, zaman algısının durdurulduğu samimi bir alan yaratmak. Anıtsal durmasına rağmen mobil, yumuşak ve şeffaf görünümüyle insanı korkutmayan ve içine alan bir tasarıma sahip olan kurulum, fiziksel olarak doğa ile temasını kesse bile görsel olarak onun içinde olduğunuz hissini yer yer açık yer yer gizli bir şekilde hissettiriyor.





Sound of Light


Renkleri duyabilmeyi ister miydiniz? Cevabınız evet ise sanat kolektifi Plastique Fantastique’in renklerin sesini duymanıza izin veren projesi Sound of Light listedeki favori projeniz olabilir. 2014 yılında Almanya’nın Hamm şehrindeki eski müzik pavilyonu için özel tasarlanan kurulum, güneş ışığını dinamik ses frekanslarına dönüştüren ve yorumlayan sinestetik bir heykel. Yapının üstüne monte edilmiş yüksek kaliteli bir dijital kamera gökyüzünü filme alarak renklere bölüyor. Renk modellerini temsil eden pnimatik yapının renkli ve asılı duran sütunları farklı frekansları almak ve bunları görünürden duyulabilir hale getirmek üzere tasarlanmış sensörlere sahip. Sütunların altlarında sabit haldeki bir dizi woofer doğrudan tüm mimariyi dev bir titreşimli hoparlöere dönüştürüyor. Ton, doygunluk ve ışığın değişimiyle sesler değişiyor. Ses ve mimariyi karıştıran çalışma, renklerin, şekillerin, seslerin ve titreşimlerin üst üste binmesiyle eşsiz bir deneyim yaratıyor.



Liveboat – Chapter five


Liveboat kurulumu günümüz dünyasındaki mülteci problemine dikkati çekmek için 2015 senesinde yapıldı. Berlin’in Tempelhof Havaalanı’nın asfaltına çarpmış şekilde konumlandırılan büyük boy şişme ve şeffaf bir cankurtaran botundan oluşan çalışma, uzun ve zorlu bir yolculuğun kaçınılmaz sonunu simgeliyor. İçi hava ile dolu şişme botun içerisindeki ziyaretçiler döngüsel ve çok dilli bir ses ortamını deneyimliyor. Odyssey’in beşinci bölümünden ilham alan çalışma dönemin fazlaca ses getiren sanat çalışmalarından birisi olmuştu.


‘taking his trident in both hands, poseidon stirs the sea into a fury and lashes up rain and squall. mast and sail are torn away, odysseus is thrown overboard and buried under a wall of water. when he emerges gasping and sputtering, he somehow manages to clamber back aboard. a goddess, leucothea, appears to him in the form of a bird. she counsels him to swim for it. ‘take my veil, tie it around your waist as a charm against drowing. when you reach shore, be sure to throw it back into the sea.”





Dactiloscopia Rosa

Nave 11 için özel tasarlanan bu dev şişme kurulum, ziyaretçilerin İspanya’daki queer/gay tarihini konu alan bir sergi kapsamında içine girilebilen devasa lateks bir el formundan oluşuyor. Dactiloscopia Rosa, kafa karıştırıcı, naif ve eksantrik ortamıyla ziyaretçileri mekanın derinliklerine çekiyor. Bir ana meydan ve beş odacık benzeri girişten oluşan bu eğlenceli kurulum, parmakları andıran boşlukların sonunda cinsellik ve gay kültüründen bir dizi videoyu barındıran bir projeksiyon yüzeyi ile bitiyor. Kışkırtıcı ve şehvetli pembe renk, konusunu aldığı gay kültürüne ithaf edilirken, el formu ise eli yönlendiren okşamak, vurmak, tutmak, dokunmak gibi sinir uyarılarının cinsel kültürdeki özgürlüğü ve özgünlüğüne vurgu yapıyor.

©2020 Studio Mercado Media Inc. All Rights Reserved.

  • Instagram
Mercado-Logo-A2.gif