Tasarımcı Max On Duty'nin Oyun Alanı



Tasarımcı ve mural sanatçısı Max on Duty’nin “The Jetsons” paralelindeki evreninde turist olmak için alt katında uyuduğu, yemek yaptığı; üst katında çalıştığı atölyesindeydik.


Röportaj: Büşra Soydemir - Fotoğraflar: Beyb Studio



Kafanda tasarlama fikri nasıl başlar?

Geçen gün duvar saatimi tamir ederken arka yüzeyinin kağıt olduğunu fark ettim. Bu yüzeyde benim desenlerim nasıl görünür diye merak edip farklı desen çıktılarıyla denemeler yaptım. Saat de yapabileceğim fikri geldi böylece. Referans biriktirmek çalışmalarımın en önemli bölümü. Beğendiğim bir görsel referans ya da doku görür görmez arşiv oluşturmaya başlıyorum. Benim için her klasör başka bir proje gibi...



Senin de tasarlayabileceğin nesnelerin klasörleri etrafında kökleniyor bu arşiv o halde?

Sanatsal bir içerik üretmek istediğimde de aklım insanlar için kullanılabilir olan şeyler yaratmaya gidiyor. Bu yüzden kendimi sanatçı değil tasarımcı olarak görüyorum. Bir ürüne sanat yoluyla yeni bir bakış getirmek için bulduğum fikir başkasının aklına da gelebilir, bu konuda rahat olabilmek de tasarımcı kimliğimin genel bakışta daha dominant olduğunu gösteriyor aslında. Önemli olan stildir.



Peki stilinin çıkış noktası neresi?

Figüratif işlerimde basit, çok geçişli olmayan bir yapı hakim. Bunu çocukluğum boyunca izlediğim manga ve animelerden geldiğini, onlar aracılığıyla gözümün bu yapıyı estetik bulduğunu düşünüyorum. Manga ve animelerin de yapısı küt ve net. Çizim yapmaya başladığım ilk zamanlarda çizimlerimde daha çocuksu bir tavır vardı. Çizgilerim geliştikçe desen tadı güçlenmeye başladı ancak boyama yaklaşımımda hala animelerden gelen küt ve net duruş kendini hissettiriyor. Gölgeler çok keskin, her şey çok temiz. Bunun yanında dilimi oturturken uygulamalarımın tamamında aynı yaklaşımı yakalamayı, belli bir standart oturtmayı hedefledim. Oluşturduğum bu dille bunu yakaladım.



Bugün geldiğin noktada nelerden ilham alıyorsun?

Elektronik devre plaketleri, çiplerin çalışma prensibiyle kompozisyon kuruyorum; yaptıklarım elektronik olan her şeyin çok soyut versiyonları...Bir yandan da çok seviyorum küçük devreleri. İnsan kontrolünde yapılan ama çok basit şeyler olması ilginç geliyor. Doğal ama değil gibi; bazı bitkiler, elementler, malzemeler böyle bir senaryoda birleştirilmiş diye bakıyorum. İnsan kontrolünde yapılmışlar ama çok natüreller. Teknolojik her şeyin içinde sessiz ortak gibi asıl mevzuyu bu basit parçalar ve buna bağlı teknolojiler yapıyor. Onların da bir araya gelerek oluşturulduğu kompozisyon, katman katman gelişerek kompleks yapılar inşa ediyor. Başlarda bu durum içgüdüseldi, kafamdaki tüm imgelerin elektronik formlar ve onların çalışma prensibiyle benzerliğini zamanla fark ettim.



Elektronik akışın renk paletinde etkisi var mı peki?

İşlerimde göz ışık ve gölge hissini de alıyor. Bu da işin zengin görünmesine sebep oluyor. Aslında yaptığım şey ışık hareketleri ama devre üstündeki elektron akarsularına benziyor. Aynı mantıkta çalışıyorlar, her ikisinde de bir şeyler akıyor. Resimlerde bu durum gözü dolandırıyor ve işin estetik değerini artırıyor.

Renk konusunda da her zaman patlayan, neşeli, sıcak, dinamik seçimler yapıyorum. Kesinlikle depresif şeyleri sevmiyorum çünkü. Her zaman negatif olanın tam zıttı seçimlerim var. Siyah kullanmamaya gayret ediyorum mesela. Kişisel hayatımda da karamsar olan şeyleri izlemiyorum, dinlemiyorum.



Bu durum sokaktaki üretimlerine de yansıyor. Neşeli renkler bir araya gelip bir anda kurguyu oluşturuyor sanki.

Bence graffitide de sokak sanatında da hız önemli. Graffiticiler olarak yaptığımız işten hızlı geri bildirim almayı seviyoruz. Hemen bitmeli! Hızlı olmanın getirdiği hazzı yaşayınca hemen yapıp hemen boyamalıyım gibi hissediyorum. Bir mural üzerinde çalışırken kontrollü ilerleyebilmeyi de çok seviyorum. Hem hızlı hem sağlama alarak uygulama yapabilmek için “lazy grid” veya “doodle grid” denen bir teknikle çalışıyorum. Bu teknikte duvar rastgele, işin detaylı olmasıyla orantılı yoğun, birbirine zıt şekilde çizgi, harf, sayı, emoji ile tamamen dolduruluyor. Uygulamaya başlamadan önce alanda işin nasıl görüneceğini tekrar kontrol edebiliyorum. Kısa süre içinde tamamlayabiliyorum süreci.



Teknikte yerleştirme kadar boyama kısmında da kontrollü ilerlenebiliyor. Bir şeyin güzel görünmesi için altyapısal gereksinimleri var ya da ben tasarımcı olduğum için öyle düşünüyorum. Benim işlerimde pek belli olmasa da açıklı koyulu stilize edilmiş bir sistem de kurulu. Boyamalarımda da bu sistemin doğru şekilde işlediğini gözlemleyebiliyorum. Artık tuval üzerinde çalışırken bile bu yöntemi uyguluyorum.



Ordu’da yaptığım mural üzerinde çalışmaya başladığım ilk sabah duvarı beyaza boyadım, grid yapıp yerleştirdim. Akşam üstü renklendirmeye başlamıştım duvarı... Tekniğin en büyük artısı zaman kazandırması. Bir duvarı bir ayda da boyayabilirsin ancak niye bir ay aynı iş üzerinde vakit geçiresin? Mural yapmaya proje yürüttüğüm bir süreç olarak baktığım için en mantıklı yöntem bu benim için.



Bu teknikle Mural İstanbul’a yurt dışından davet ettiğimiz sanatçılar sayesinde tanıştık. İlk kez Fintan Magee kömür kalemle yerleştirmeyi yapıp sonrasında suyla temizliyordu. Teknik kendi içinde de sanatçıdan sanatçıya değişiyor yani.



Multisipliner çalışan biri olarak hangi araçları ana malzemelerin olarak önceliklendirirsin?

Ana malzemelerim plastik ve sprey boya ile bunları destekleyecek yan ürünler. Çok da kaliteli olmayan fırçalar, çöp olsa da problem etmeyeceğim rulolar. Kağıt, kalemi asıl üretim yapacağım işe yardımcı malzeme gibi görüyorum. Dijital kısım da aynı şekilde benim için eskiz malzemesi.