Mimari ve Biyolojinin İşbirliği: Weaverbird Nest


Weaverbird Nest, biyomimikri ilkelerini kullanılarak tasarlanmış bir gölge-yapı.

Genç mimar Elçin Burçak Eren ile moleküler biyoloji ve genetik bölümünden Elvin Eren'in biyomimikri ilkelerini kullanarak birlikte tasarladığı, dokumacı kuşların yuvalarından ilham alan gölge yapısı Weaverbird Nest projesi üzerine sohbet ettik.


Weaverbird Nest projesinin konseptinden bahsedebilir misin?

Doğadan ilham alarak, Urla'da meydana gelen güneş, sıcak ve soğuk hava ve rüzgar problemlerine yanıt verecek, dinlenme alanları içeren bir gölgelik yapısı tasarlanması projemizin çıkış noktasıydı. Dokumacı kuş yuvasından ilham alarak tasarladığımız bu yapı, sıcak-güneşli havalarda optimum gölgeleme ve serinlik sağlarken, Urla'nın kuvvetli rüzgarlarına karşı rüzgar direnci sağlıyor, insanların dinlenmesi ve birbirleriyle iletişim kurması için rahat bir ortam sağlıyor.


Proje ilhamını dokumacı kuşların yuvalarından ilham alıyor. Bu formu seçmenizin nedenleri neler?

Araştırmalarımız sonucunda dokumacı kuşların yuvalarının doğada; güneş, sıcak ve soğuk hava ve rüzgar gibi problemlere yapısı sayesinde yanıtlar verdiğini öğrendik ve bu problemlerin bize verilen tasarım problemlerine benzerliği nedeniyle dokumacı kuşların yuvalarının yapısı ve işlevi bizim için ilham oldu. Yuvanın nasıl bu problemlerle başa çıktığını öğrenebilmek için doğa kaynağımızın yapısını derinlemesine incelemeye koyulduk.
Dokumacı kuşların yuvası, kuşlara dışarıya göre daha avantajlı bir sıcaklık sağlayan, hafif, dayanıklı, yüksek yapılı ve içeriye ışığı kontrollü bir şekilde alan bir tasarıma sahip ve kuşların sıcak ve soğuk havalarda daha az enerji harcamasına yardımcı olan enerji açısından verimli bir mikro-ortam oluşturmaya yardımcı oluyor.
Weaverbird yuvaları, uzantılı veya uzantısız, altında veya yanında girişleri olan küçük kapsüllerdir ve yüzük, çatı, yumurta odası, giriş odası ve giriş tüpü gibi kısımlardan oluşuyor. Tek, asılı yapıda bulunabileceği gibi gruplar halinde de bir arada bulunan yuvaların, gruplar halinde bulunması da tasarımımıza ilham verdi, böylece İYTE kampüste öğrencilerin farklı gruplar halinde farklı kapsüllerde oturup, zaman geçirebilmelerine imkan sağlıyor. Beş kapsülün bir araya gelmesiyle oluşan tasarımımız, demir profillerle havada tutuluyor ve dokumacı kuşların yuvalarına benzer şekilde aşağıdan giriş tüpüyle girişleri sağlanıyor. Üç farklı tüple giriş yapılabilen bu kapsüller, kendi içlerinde farklı oturma birimleri içeriyor.

Biyomimikri ilkelerini kullandığınız tasarımın bu iki disiplini nasıl bir araya getirdi? Biraz biyomimikri kavramından ve mimarideki yerinden bahsedebilir misin?

Biyomimikri, insanın doğanın belli problemleri çözmek için oluşturduğu biçim, sistemi taklit etmesi diyebiliriz. Baktığımızda çok farklı disiplinlermiş gibi görünen mimarlık ve biyoloji özünde aynı problemi içeriyor. Doğa. İnsanoğlu olarak her ne kadar kendimizi doğanın döngüsünden koparıp ayrıştırmaya çalışsak da onun bir parçasıyız ve yapmaya çalıştığımız şey, doğada bir kuşun yaptığından çok da farklı değil. Her ne kadar insanoğlu olarak yeni materyaller, yeni biçimler ürettiğimizi düşünüyorsak da aslında çeşitli düzeylerde doğada halihazırda bulunan oluşumlardan öğrenip taklit ediyoruz. Doğadan öğrenme noktasında, Biyolojinin derinlemesine araştırıp ve öğrenmesi, bir bakıma keşfetmesi ile Mimarlığın bu bilgiyi verilen tasarım problemine yanıt verecek şekilde harmanlayıp tasarım haline getirmesiyle bu iki disiplin arasında bu işbirliği oluşuyor.

Mimarinin biyoloji gibi farklı disiplinlerle bir araya gelerek multidisipliner bir üretime dönüşmesi noktasında ne düşünüyorsun?

Multidisipliner bir üretim ortamının, farklı disiplinlerdeki ekip üyelerine sınırsız öğrenme olanakları sağladığını düşüyorum. Mimarinin doğası gereği, bir mimarın çeşitli disiplinler hakkında az da olsa bilgi sahibi olması gerektiğini ve mimarın bu bilgisi ne kadar kapsamlıysa tasarım algısının da o kadar geniş olabileceğini düşünüyorum. Bu süreç, araştırma ve tasarım olarak iki aşamaya ayrılmış gibi görünse de aslında birbiriyle ilişkili ve sürekli etkileşim halinde olduğumuz bir süreçti. Farklı disiplinlerde olmamızdan dolayı süreç boyunca birbirimizden sürekli yeni şeyler öğrenirken, aynı anda yeni bir şeyi keşfetmenin ya da yeni bir fikrin heyecanını birlikte yaşamanın da sevinci çok değerliydi bizim için.