Kodlar ile Ölümsüzleşen Hisler


LIA Hayatı Kodlamak, Tentasho, Jeneratif ve İnteraktif Enstalasyon

Yazılım ve internet sanatının öncülerinden kabul edilen, 1995 senesinden beri video, performans, yazılım, yerleştirme, heykel, projeksiyon ve diğer aplikasyonları kapsayan bir çeşitlilik gösteren sanatıyla öne çıkan Avusturyalı sanatçı LIA’nın yeni sergisi “LIA: Hayatı Kodlamak” Kalyon Kültür’de sanatseverlerle buluştu. Ceren ve Irmak Arkman küratörlüğünde açılan sergi kapsamında LIA’nın temelini kodların oluşturduğu üretimlerinden bir seçki yer alıyor. Sergi vesilesiyle sanatçı LIA ve küratörler Ceren ve Irmak Arkman ile sohbet ettik. Sergiyi 18 Aralık tarihine dek Nişantaşı Taş Konak’ta yer alan Kalyon Kültür’de ziyaret edebilirsiniz.


Röportaj: Burcu Dimili

 
Floralis Digitalis, Jeneratif Entelasyon, 2018

LIA:


Yazılım ve internet sanatının öncülerinden kabul ediliyorsunuz. Bu alanda son

yıllarda örnekleri artan çalışmalar, dijital sanat, gelişen VR ve AR teknolojileri,

NFT, kripto sanat, metaverse derken aslında tüm bu teknolojiden beslenen sanat örneklerinin belki de tohumlarının atıldığı yıllarda üretimlerinize başlamışsınız. O günden bugüne sanat dünyasında yaşanan teknoloji odağındaki gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dijital sanattan ziyade üretken sanat veya yazılım sanatı hakkında konuşmak istiyorum, Dijital sanat teriminin çok geniş bir hâle gelmesinin kolay olduğunu düşünüyorum. İlk başlarda, üretken sanat yaratmak için doğru araçları bulmak o kadar kolay değildi. Uzun bir süre yaptığım sanat türü bir tür "getto"da yaşadı - hâlâ bir dereceye kadar yaşıyor. Ancak bu durum, yeni nesil küratörler ve galericilerin dijital teknolojiyi daha iyi anlayarak sanat dünyasına girmesiyle yavaş yavaş değişiyor. Uzun vadede insanların üretken sanatın tarihi ve teknikleri hakkında daha fazla şey öğrenmelerini umuyorum. Böylece bir sanatçının sadece bazı hazır işlevleri ya da iyi bilinen algoritmaları kopyalayıp yapıştırdığını veya gerçekten bir şeyler ekleyip eklemediğini algılayabilirler.
Ayrıca, Covid'in birçok insanı çevrim içi/dijital çalışmaya itmesi/zorlaması ile birlikte, birçok insan için birdenbire "dijital"in başka bir anlam kazandığını, gerçekçi hâle geldiğini düşünüyorum.

Teknoloji, yazılım, internet, kod gibi alanların altyapısı özellikle erkek egemen

bir sektör tarafından ortaya çıkartılıyor yanılgısı söz konusu. Sizin sektörde bir

kadın olarak deneyimlediklerinizi merak ediyorum.

Bunun bir yanlış anlama olduğunu düşünmüyorum. Ataerkil bir dünyada ve özellikle erkek teknoloji endüstrisinde, erkeklerin sesleri ve fikirlerinin neredeyse her yerde hâkim olma eğiliminde olduğu açık. Benim deneyimim, genel olarak kadınların erkek meslektaşlarıyla aynı düzeyde tanınmaları için çok daha fazla çalışması ve çok daha fazla enerji harcaması gerektiğidir.

Fotoğraflar: Orhan Cem Çetin

Video, performans, yazılım, enstalasyon, heykel, projeksiyon ve dijital uygulamalar çalışmalarınızın katmanlarını oluşturuyor. Algoritmalar, kodlar geleneksel çizim ve boyama teknikleriyle birleşiyor. Multidisipliner bir üretim pratiğiniz var. Nelerden ilham alıyorsunuz?

Ben görsel bir insanım, bu yüzden çevremde gördüğüm hemen hemen her şeyden etkileniyor ve ilham alıyorum. Bu, keşfettiğim bazı kalıplar olabilir (ister doğada ister şehirde olsun) ancak kelimenin tam anlamıyla etrafımdaki herhangi bir şeyden etkilenebiliyorum. Bu tür ilginç bulduğum şeyleri gördüğümde, onları fikirlere, "ilkeler" dediğim şeye çevirmeye çalışıyorum. Bir ilke, örnek olarak çekim, itme, boşluk veya doluluk gibi bir şey olabilir. Dünyada gördüğüm, ilginç şeyde fark ettiğim ilkeleri, orijinal şeyin veya en azından ona olan tepkimin bitmiş çalışmada parlayacağı umuduyla koda dönüştürmeye çalışıyorum. Bu yinelemeli bir süreçtir, bu nedenle bazen orijinal yalnızca bir ilham kaynağı olarak hareket eder ve son çalışma tamamen farklı bir şey olur.
Ama her zaman böyle prensiplerle çalışmıyorum. Bu ilkelere göre çalışsam da çalışmasam da sürecim genellikle teknolojiyle bir tür konuşmadır ve bu yüzden bazen sadece “Filament Sculptures”da yaptığım gibi çalışan bir sistemi hack’lemeyi merak ediyorum.

“Akış Alanları (Van Gogh’u Yeniden Yorumlamak)” adlı eserinizde Van Gogh

eserlerini bilgisayar algoritmaları kullanarak yeniden yorumluyorsunuz. Bu

eserin ortaya çıkış hikâyesi ve üretim sürecinden bahsedebilir misiniz?

Bir "akış alanı" (veya vektör alanı), temelde tümü farklı yönlere işaret eden bir vektörler (oklar) ızgarasıdır. Zaman içinde yönleri değiştirmeme izin verecek bir akış alanı algoritması tasarladım - akış alanları için matematiksel formülün bu tür kullanımı, örneğin akışkan simülasyonlarında, oldukça yaygındır. Akış alanı formülüyle bazı ilk deneyler yaptığımda, aniden ortaya çıkan görüntüler bana Van Gogh'un “The Starry Night” resmini hatırlattı. "Fishing Boats on the Beach at Les Saintes-Maries-de-la-Mer"nin hemen yanında, güzel bir çerçeveye sahip takvim baskısı olarak, büyükanne ve büyükbabamın oturma odasının bir parçası olduğu için bu resimle özel bir ilişkim var. Bu bağlantıyı ortaya çıkarmak ve izleyicilerle paylaşmak istediğime karar verdim. Bunu esas olarak renk seçimi ile yapabildim. Van Gogh'un dijital formda kullandığı renk paletinin aynısını kendi parçalarımda yeniden üreten, akış alanlarını çizen bir kod tasarladım. Bu yüzden, "Akış Alanları (Van Gogh'u Yeniden Yorumlamak)" adlı çalışmamdaki bireysel görsel ögeler, görünmez bir vektör ızgarası kullanarak resimde gezinir. Her biri kendi yönleri için bir kılavuz olarak en yakın vektörün yönünü kullanır ve ögeler kendi yönlerini çizer.

Gelecek projeleriniz arasında neler yer alıyor?
Şu anda Art Blocks'taki son projemdeki gibi "bir NFT basarken" oluşturulan hash'i kullanarak görüntüler oluşturacak bir kod hazırlıyorum. Ancak farklı bir platformda. Ayrıca eski çalışmalarımdan daha fazlasını satmak için çeşitli NFT platformlara koymayı planlıyorum: https://www.liaworks.com/nfts. NFT'lerle çalışmak, izleyicilerimle daha önce mümkün olmayan bir şekilde bağlantı kurmamı sağlıyor, bundan sonra olacaklar için heyecanlıyım.

Ceren & Irmak Arkman:


Ceren & Irmak Arkman

"Kalyon Kültür, Ekim 2021 itibariyle sergi programında dijital sanata odaklanmayı ve eğitim ve yarışmalarla da bu alanı sahiplenmeyi amaçlıyor. Bizim de dijital sanat ve tasarım alanında 18 senelik bir deneyimimiz var. Bu noktada yollarımız kesişti."


Dijital dünyanın ilk örneklerinden günümüze uzanan geniş bir seçkiyi izleyiciyle buluşturan “LIA: Hayatı Kodlamak” sergisini kültürel ve tarihi değeriyle dikkat çeken Kalyon Kültür’ün yer aldığı Taş Konak’ta sergilemek sizin için nasıl bir deneyimdi? Kurulum ve sergileme noktasında nelere dikkat ettiniz?


Kalyon Kültür'deki ilk sergimiz. Bu açıdan bizim için çok yeni bir deneyimdi. Dijital sanat ve içine yerleştirdiğimiz tarihi yapı aslında güzel bir kontrast oluşturuyor. Biz de mümkün mertebe tarihi dokuyu kapamadan binayı da serginin bir parçası hâline getirmeyi denedik. İleriki projelerde de bu konuyu daha ileri taşımak üzerine çalışıyor ve yeni fikirler geliştiriyor olacağız. Tarihi bir mekânda çalışıyor olmak elbette pek çok pratik zorluğu yanında getiriyor. Özellikle teknolojik ekipmanlar kullanırken. Çünkü duvarına, tavanına ve yer döşemesine hiçbir müdahalede bulunamadığınız bir ortamda çalışıyorsunuz. Bizim amacımız bu pratik zorlukları aşıp, mekânı sergiyi zenginleştirecek bir şekilde kullanmanın yollarını bulmaya çalışmak.

Türkiye ve dünyada dijital sanat ve tasarım alanında pek çok sergi, proje, etkinlik ve fuara imza attınız. Son yıllarda dijital sanat alanında artan gelişmeler VR ve AR teknolojileri, NFT, kripto sanat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dijital sanatın özelliği yaşayan ve gelişen bir alan olması. Teknoloji öngörülemez bir hızda ilerliyor ve görünen o ki bu ilerleme devam edecek. Bu da dijital sanat ve tasarımla ilgilenenlerin kullanabileceği araçların ve tekniklerin her gün daha da gelişmesine ve dönüşmesine neden oluyor, dolayısıyla üretilen işlerin çeşitliliğine yansıyor. Diğer bir yandan bakıldığında ise değişim hızlı oluyor ve teknoloji de bir modaya dönüşmüş durumda. Bugün heyecan veren bir teknoloji birkaç aya eskiyor ve ilgi görmemeye başlıyor. Bu da şu an içinde yaşadığımız dönemin kötü tarafı. Bunu AR, VR teknolojilerinde gördük. AR önce geldi. Çok ilgi çekti ve kullanılmaya başlandı ama VR gelince arka plana itildi. Ancak VR'a olan ilgi biraz yavaşladığında tekrar AR'a dönüş başladı. Yani izleyicilerin de sanat üreticilerinin de değişimlere uyum sağlamak ve sürekli moda olan akımların peşinde savrulmamak için zamana ve deneyime ihtiyacı var.
NFT konusuna gelince hâlâ sanatsal olmaktan çok ekonomik bir alan. Para piyasalarının bir parçası gibi değerlendirmek daha doğru. Daha bu alandaki sanat üretiminin bir standarda oturmasına henüz çok vakit var gibi görünüyor. Ama yine de pozitif etkilerini de değerlendirmek lazım. Dijital sanatla uğraşan sanatçılar sanat piyasasında en düşük fiyatlarla çalışan sanatçılardı. Bu nedenle büyük çoğunluğu sadece sanat üreterek hayatını devam ettiremiyordu ve başka bir işten parasını kazanmak zorunda kalıyordu. NFT bunu değiştirdi ve dijital sanat için bir kaynak oluşturdu. Ayrıca dijital sanat ve tasarıma ilgi de çekti ve bu konuyu hiç duymamış insanların da hayatına soktu. Bunlar uzun vadede piyasa için artı gelişmeler olacaktır. Ama fiyatlandırma ve piyasa güvenirliği konusunda tutarlı bir noktaya gelinmesine daha çok zaman var.


Tüm bu gelişmeler ışığında ortaya çıkan karbon ayak izi, çevreye verilen zarar ve sürdürülebilirlik hakkında görüşleriniz neler?

NFT ile ilgili en büyük sorun bu. Ciddi derecede yüksek bir karbon ayak izinden bahsediyoruz. İlk etapta insanlar buna sadece bir para piyasası olarak yaklaştığı için kimse bu konuyla çok ilgilenmedi. Fiyatlar yükseldikçe herkes sorgulamadan bu alana dahil olmaya başladı. Ama ilk andan itibaren NFT konusuna ciddi şekilde karşı tavır takınan bir sanatçı kitlesi mevcuttu. Bunlar aşırı derecede yüksek fiyatların cazibesine rağmen bu piyasadan uzak duruyorlardı. Son sene içerisinde bu konuda da alternatifler geliştirilmeye başlandı. Şimdi yeşil NFT’ler üzerine çalışılıyor ve bu sistemle satış yapan siteler mevcut. Hem sanatçıların hem de koleksiyonerlerin artık daha doğa dostu tercihler yapması bu alanda da mümkün. Sadece biraz konu hakkında bilinçli olmak ve araştırma yapmak gerekiyor. Ethereum yerine Tezos kullanan bu yeni siteler hem sanatçılar hem koleksiyonerler için daha bilinçli alternatifler oluşturuyor.

Kalyon Kültür'de gelecek dönemde ziyaretçileri neler bekliyor?

Dijital sanat sergilerine devam etmek ve bu alana yakınlığımızı seminer, workshop ve yarışmalarla da geliştirmek istiyoruz. Ama Kalyon Kültür sergiler dışında sürekli canlı olan ve ay boyunca çeşitli seminer ve etkinliklere yer veren bir yapıya bürünüyor. Kalyon Kültür'ün içinde yer aldığı binada zamanında şair ve “Kimseye Etmem Şikâyet” şarkısının güftekârı İhsan Raif Hanım yaşamış ve bu dönemde bina sanatçıların, edebiyatçıların ve entelektüellerin katıldığı buluşmalar ve sohbetlere ev sahipliği etmiş. Bir nevi Fransa'daki salon geleneğine yakın bir rol üstlenmiş. Biz de bu tarihi devam ettirmek istiyoruz. Müzik, edebiyat, tasarım, mimari ve sanatı kapsayan geniş bir yelpazede seminer ve workshoplara yer vermeyi hedefliyoruz. Kasım programında yer alan Asena Akan'la müzik ve kişisel gelişim üzerine bir seminer serisi, Barış Karayazgan ile çocuklara sanat öğretimi üzerine eğitmenlere yönelik bir workshop serisi, geçen sene Sakıp Sabancı Müzesi tarafından yayınlanmış “Teknolojik Sanat Eserlerinin Korunması” adlı kitabın makalelerine odaklanan bir seminer serisi ve Seray Şahinler'le Orhan Veli'nin 71. ölüm yıldönümü için düzenlediğimiz bir konuşma ile bu etkinliklerimize devam ediyoruz.


Mercado Logo